Kriket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kriket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2012 Cumartesi

IPL 5. Maç:Royal Challangers Bangalore-Delhi Daredevils

RCB 20 koşu farkla kazandı
RCB 157/8(AB De Villiers 62, Bracewell  3-32)-Delhi Daredevils 137/7(Muralitharan 3-25)







RCB DD1

Tam bir zenginler kulübü görünümünde olan Royal Challangers Bangalore'un yıldızlar topluluğundan oluşan kadrosu, kağıt üzerinde zayıf gözüken rakibi karşısında çok zorlanmadan çıktığı ilk maçı kazandı.

Evi  olan Chinnaswamy Stadyumu'nda para atışından sonra batting yapmayı seçerek maçın sonucunu kestirmesi çok güç hale getirmekten iyice kurtaran Bangalore'a Güney Afrika AB de Villers'in kazandırdığı 64 koşu yetti. Irfan Pathan'ın iyi bir gün geçirmemesi nedeniyle Bangalore'un açılış vurucuları çok zorlanmadılar. Ardından gelen Doug Bracewell-Morne Morkel ikilisi-kağıt üzerinde Delhi'nin en büyük kozları- iş başına geçti ve durumu dengelemeye çalıştı. Tabi bu bölümde Umesh Yadav'ın değil Irfan Pathan'ın 4 over kullanılması ilginç olarak yorumlanabilir. Sonuçta evsahibi RCB, ilk devrede 157 yaptı. Kadronuzda Vettori, Kohli gibi batsmanlar varken ve Bangalore'un yüksek skorlu maçlara sahne olduğunu da düşünürsek, pek de beğenilecek bir derece değil tabi.

İkinci devredeyse Delhi, "beterin beteri var" dedirtti ve zaten kendi sınıfının en iyileri arasında gösterilen bowlerlara karşı şansını zorlamasına karşın yenilgiden kurtulamadı. Virender Sehwag, yine klasik özelliğini göstererek daha ilk overdan dışarıda kalarak en önemli parça olmasına rağmen 0 destek verebildi. Zaheer Khan, Murali Muralitharan, A. McDonald ve D. Vettori gerekeni yaptılar. Delhi'nin en iyisi, adı sanı pek duyulmamış Naman Ojha'ydı, o da 33 koşuda kaldı. Bu arada, Şampiyonlar Ligi'nde -eğer bizi izledilerse- kriketseverlerin  unutamayacakları derecede kötü bir performans çıkaran   Glenn Maxwell, söke söke IPL kontratını kaptı ve bugün Delhi formasını giydi. Kendisini tebrik ediyoruz ancak Muralitharan 'ın şerrinden kurtulamayarak 3 koşuda maça veda ettiğini de notlarımız arasına ekleyelim.   


PS: Maxwell'in Delhi'ye gelişi üzerine bir iki tık daha araştırma yapıyoruz ve kulüp menajeri Ashish Kapoor'un Maxwell'i nasıl keşfettiğini öğreniyoruz. Maxwell, geçen Temmuz Yükselen Oyuncular Turnuvası'nda oynarken, Delhili yöneticilerin dikkatinden kaçmamış. "David Warner'ı nasıl bulduysak, Maxwell'den de benzer beklentilerimiz var" diye bir açıklaması var Kapoor'un. Esasında hakları var, Maxwell geçen yaz kendisini ya da en azından istatistiklerini epey geliştirdi. 

6 Nisan 2012 Cuma

İngiltere-Sri Lanka Test Serisi: 2. Maç

Özet:  İngiltere(460&97/2) Sri Lanka(275&278)- İngiltere 8 wicket farkla kazandı. 


1.Gün: James Anderson, yine boş geçmedi ve Tillakaratne Dilshan ve Kumar Sangakkara'yı aynı overda oyun dışına çıkarmayı başarınca Sri Lanka battingini ağır bir zarara uğratmış oldu. Güney Afrika serisinde de batting takımı performansı eleştirilen Güneydoğu Asya ekibinde, süper üçlüden(Dilshan-Jayawardene-Sangakkara)ayakta kalabilen, bir önceki maçın kahramanlarından Mahela Jayawardene'ydi. Jayawardene 100 koşuyu aşıp, takımı 216/5'e kadar getirdi ve en azından olası bir ağır yenilgiyi engelledi.

2. Gün: İngilizlerin kontrolü ele aldıklarını gördük. Özellikle Greame Swann, son dönemdeki eleştirilere elde ettiği 4 wicketla yanıt verdi. Spin ağırlıklı kadrosuyla İngiliz açıcıları karşılayan Sri Lanka'ysa varlık gösteremedi. Andrew Strauss ve Alastair Cook, son Ashes günlerini andıran bir performansla ibreyi İngiltere'ye döndürdüler. Strauss 61'de wicketını yitirdi ama Cook 77'de halen oyunda.

3.Gün: Tamamen İngiliz batsmenların kontrolündeki bir günden sonra konuk ekip galibiyete çok yaklaştı. Kevin Pietersen, epeydir özlediği 100'üne kavuştu ve totalde 151'e ulaştı. Tabi bunu yaparken, 'switch hit' denilen özel bir vuruşu sık sık kullandığı için de hakem tarafından uyarıldı. Switch hit, bowler atışı yaprken sağ elli vurucu duruşunundan sol elliye geçen batsman, özellikle fielder yerleşimleri konusunda avantaj kazandığı için tartışılan bir vuruş oldu. Pietersen'a bu avantajı vermek istemeyen bowlerlar da son anda atıştan vazgeçince maçın ilerleyişi zarar gördü. Pietersen, çok sevdiği bu şut tipinden vazgeçmeyeceğini açıkladı. Özetle İngiltere 460 yaparak 265'te kalan Sri Lanka'nın önüne tırmanması çok zor bir dağ bıraktı.

4. Gün: Dünkü gece bekçilerinden Prasad'ı beklenenden daha geç oyun dışına gönderen İngiltere'nin, maçı bitirme olasının bulunduğu bir gündü.Neredeyse hiçbir ikilisiyle uzun süre oyun içinde kalamayan Sri Lanka'da kilit ortakılık, Mahela Jayawardene-Samaarewera ikilisiyle kuruldu. Ne var ki bu Testin şu ana kadarki yıldızı Greame Swann,  kritik dörtlü diyebileceğimiz Sangakkara, Dilshan ve Samaarawera'nın hepsini oyundan çıkararak İngiltere'yi galibiyete çok yaklaştırdı. Sri Lanka'nın eldeki 33 koşuluk üstünlüğü koruyabilecek 4 batsmanı var ve eğer ki İngiltere bu wicketları alamazsa Jayawardene kahraman statüsünde takımı beraberliğe taşıyor olacak. Beklenenden sağlam bu direniş, İngilizlerin kolayca sonuca gitmelerini engellemesi açısından önemliydi. Dünün en çok tartışılan olayı, DRS'e başvuran ancak hot spot için gerekli ekipman bulunmadığı için ne olduğu tam belli olmayan bir pozisyonda Dilshan'ın oyunu terk etmesiydi.

5.Gün: Son güne iyi  başlayan Graeme Swann, süper 3'lünün bu Testte en çok başa bela olanını, M. Jayawardene'yi çıkarınca Sri Lanka'nın beraberliği kurtarma umutları büyük zarar gördü. Yine de A. Matthews'ın 46'yı bulabilmesi önemliydi. Kalan wicketları S.Broad'un sakatlanmasıyla takıma giren Steve Finn, Jimmy Anderson ve Samit Patel tamamladılar. Yemek arasına gidildiğinde hesap belliydi. Kalan 2 seansta İngiltere'ye Test 1 numarasını korumak için 94 koşu gerekiyordu. Bu, kağıt üzerinde rahatça ulaşılabilecek bir hedefti. Nitekim, A. Strauss'un Dilshan'a ilk overda avlanması da kaçınılmaz galibiyeti engelleyemedi. A. Cook ve tabi ki acelesi olan Kevin Pietersen, fazla beklemeden İngiltere'ye eldeki 8 wicketlık farkla galibiyeti getirdiler. Böylece İngiltere, seride 1-1'lik beraberliği yakaladı. Maçın yıldızı, 6 wicketla Sri Lanka'yı dağıtan Graeme Swann oldu.


5 Nisan 2012 Perşembe

IPL 1. Maç:Chennai Super Kings-Mumbai Indians

Mumbai Indians 8 wicket farkla kazandı
C. Super Kings 112(Raina 36, Malinga 2-16)-Mumbai Indians 118/2(Levi 50)



Dünyanın bu, en içinde en fazla para dönen T20 organizasyonu, 5. versiyonuyla karşımızda. İlk maç, son iki senenin şampiyonu Chennai'yle, geçen yılki Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Mumbai'yi karşı karşıya getirdi.

Micheal Hussey'nin yokluğunda, batting'de zorlanan Super Kings, yazık ki Malinga'nın ters yüzüne denk geldi. İstikrarlı bir ikili yakalayamayan ekipte Suresh Raina 36'ya kadar gelebildi. Ekibe katmak için epey uğraştıkları Ravindra Javeja, batting tarafında 3 koşuyla çıktı; Indians'ın bowling ünitesinde başı, Hindistan ODI takımında West Indies'e karşı geçen güz çok iyi oynayan Pragjyan Ojha'yla orta hızlı atışlarını gönderen Kieron Pollard çekti.

Son iki seneki yükselişi, kendisine bir IPL kontratı kazandıran Richard Levi'nin önderliğinde fazla acele etmeyen Indians, Tendulkar'ın sakatlanarak terk etttiği maçta rakibin 112'sini takip etmekte zorlanmadı. Yeni Zelanda ODI takımından kesilen James Franklin 25 koşuluk katkısıyla galibiyette rol oynadı. Chennai bowling ünitesiyse özellikle Jadeja'nın tek overda verdiği 16 koşuyla dağıldı. 

6 Mart 2012 Salı

Günlük Kriket Bülteni: 6 Mart 2012

ODI Serisi/CB Final Serisi

2. Maç: Avustralya-Sri Lanka, Adelaide
Sonuç: Sri Lanka 8 wicketla kazandı ve 3 maçlık seride durumu 1-1'e getirdi.
Yorum: Kazan geliyorum dedi. Bu sonucun ortaya çıkabileceği, final serisindeki bir önceki maçta aslında az çok kendini belli ediyordu. Yine para atışı yönünden şanslı olan Avustralya, nihayet taktik değişikliğine gidip, Tillakaratne Dilshan'ın sağa falsolu atışlarından ilk overlarda faydalanmak isteyen Jayawardene, hamlesinde başarılı oldu. 'Takımı vezir de eder, rezil de' tarzı bir hızlı atıcı olduğunu bu turnuvada bir kez daha ilan eden Lasith Malinga, bu kez vezir etme modundaydı ve önemli vurucular Wade ve Watson erkenden çıktılar. Kaptan olduktan sonra müthiş batting performansları çıkaran Micheal Clarke ve son dönemin en gözde oyuncularından David Warner'ın ortaya çıkardığı ikili, Avustralya'nın kendi batting devresinde yakaladığı 271 sayının 217'sini kaydetti.

Sri Lanka'nın batting takımı olduğu devredeyse Avustralya'nın hızlı atıcı problemi yeniden kendini gösterdi. Bir önceki maçta Ben Hilfenhaus'un başarısız performansından sonra kesik yemesi ve yerine Clint McKay'in getirilmesi de kar etmedi. Wicket için saldırma probleminin üstesinden yakın zamanda Brett Lee ve tabi James Pattinson'la gelmeyi başaran Avustralya'da Lee bu kez karşısında akıllı oynayan Jayawardene ve Dilshan ikilisi karşısında nispeten etkisiz kaldı. Pattinson zaten sakatlığını henüz tam atlamamışa benziyor. Buna ek olarak orta hızlı atıcılar Shane Watson ve Dan Christian'da da fazla hayat yoktu ve uzman spinner olarak görevlendirilen Xavier Doherty, bir önceki maçta David Hussey'ninkinden çok daha kötü bir wicket alma performansla hayal kırıklığı yarattı. Tabi, fırsat verildiğinde çok yüksek sayıya gidebilecek sağlamlıkta bir ilk 4 sıraya sahip Sri Lanka da, maçı da zorlanmadan aldı.

Final maçı, ayın 8'inde yine Adelaide'de oynanacak.

27 Eylül 2011 Salı

Kriket Üzerinden Çeşitlemeler: 1. Bölüm

Bir reklamla başlayalım. Eurosport2, 4. kez girişilen ancak 3.kez düzenlenen  T20 Şampiyonlar Ligi maçlarını yayınlamaya başladı. Kriketin bu en kısa formatındaki mücadeleleri Türkçe anlatıyoruz ve bu sporu çok iyi bilen Okcan Basat'ın yorumlarıyla da keyifli ve biraz da öğretici hale getirmeye çalışıyoruz.
Hayır, yayın saatleri yazı konusu değil. Burada biraz çekirdek konulardan bahsetmek istedim. Örneğin kriket neden sevilir, neden sevilmez, neden sıkıcıdır? Yaklaşık 3 yıldır bu yayınları yapıyoruz ve genellikle maç sırasında oyunla ilgili olumlu yorumlar alıyoruz. Ben mümkün olduğunca dışarıda insanlar neler düşünüyor, merak edip soruyorum. Genellikle duyduğum eleştiriler(olumsuzlar) kriketin sıkıcılığı üzerinde toplanıyor.
Bir sporun sıkıcılığı nedir ve kriket gerçekten 'sıkıcı' mıdır? Bu sorunun cevabı bence hayır ancak evet diyenlerin neden bunun seçtikleriyle ilgili iki yorumum var, birinicisini bu yazıda aktarıyorum, diğeriyse  bir başka yazıyı hak ediyor.
Bana kalırsa, yapılan işin sıkıcılığı tamamen kişinin kendisiyle ilgili bir durum. Kısaca, bir işten anlamıyorsanız, onu reddedecek, yapmak istemeyecek, anlamsız ya  da sıkıcı bulacaksınızdır. Lisede matematiğim ya da fiziğim  gayet iyiydi ve insanların 'Matematik' ya da 'Fizik çok sıkıcııı' demelerini anlayamazdım. Temellerinizin sağlam olduğu ve hakim olduğunuz bir konuda size sunulan bir meydan okuma karşılamanın nesi sıkıcı olabilirdi ki? Vatani hizmeti yerine getirirken, oradaki  insanların çok da fazla sporu sevmediğini, hatta basketboldan dahi hoşlanmadığını fark ettim. Bu yazıyı okuyan pek çok insan basketbolun zevkli bir spor olduğunu düşünüyordur diye var sayıyorum. Laf arasında birkaç arkadaşımını fikriyatını yokladım konu üzerindeki; aldığım cevaplar beni şaşırtmadı. Çoğu ya parkede neler olup bittiğini anlamıyordu, ya da çocukluğunda basketbol üzerine yaşadığı bir başarısızlıkla(bkz. beden eğitimi dersleri) olmayan hevesini yitirmiş, travmadan sonra korkunun üzerine gitmeyip yok saymakla kurtulmuştu.
Evet kabul ediyorum, ilk izleyenler için kriket anlaması güç bir spor. Sahada bir sürü  oyuncu var ve herbirinin de ayrı ayrı görevleri mevcut. Kameranın açısının yetersizliği (bu sorun futbolda da var) yüzünden fielder yani alan oyuncuları da sahada tam olarak görülemiyorve  kimin nerede  ne yaptığı pek belli olmuyor. Topun gittiği yere yetişmek için kamera diğer tarafa dönerse de bu sefer iki çizgi arasında gidip gelen oyuncuları göremiyor ve sayı nereden kazanıldı anlayamıyorsunuz. Durağan bir spor gibi gözükebilir fakat o top atıcının elinden çıktıktan sonra her şey çok hızlı ilerler. Bir de buna türlü türlü runout denemeleriyle kopan gürültüyü ekleyin; birileri heyecan içerisinde bağırışırken siz melul melul bakarsınız.
Tüm bunları  hiç  sorun etmeyin(zaten etmiyorsunuz da) çünkü buna alıştırılmadınız. Fakat bu, asla anlamayacağınız anlamına da gelmez. Her zaman olduğu gibi yine konuyu günümüz ve ülkemiz spor kültürüne bağlamak mecburiyetindeyim. Kriketi Türkiye'de izlemek şöyle bir şey: İki arkadaşınız, sizin hiç anlamadığınız ya da o güne dek ilginizi çekmeyen bir dizi hakkında konuşuyor ve bölüm bölüm masaya yatırıyor. Zaten konu da size pek albenili gelmedi. Onun yerine bildiğiniz, tanıdığınız bir şeyler yapmayı tercih edersiniz; sevdiğiniz, alıştığınız diziyi yeğlersiniz. Hangi dizi daha kaliteli ve eğlenceli umrunuzda değildir; siz 'tekrarın sakinliğini ararsınız.' Bu, arkadaşlarıyla Çin lokantasına gidip de daha hiçbir şey görmeden 'Izgara köfte daha iyiydi yahu' diyen adamın mantalitesiyle-bence- aynı. Halbuki eğer bir gazetede, dergide, televizyonda, kriketle ilgili ama istikrarlı biçimde bir-iki kelime, ya da isimle karşılaşmış olsaydınız, bu fark ederdi.
Yine yakın zamanda keşfettiğim bir şey: uzun yazılar okunmuyor. O yüzden de epey bir uzattığımı düşündüğümün yazının 'Sözün özü' kısmına doğru  gelirken kısaca  sesli düşünmeye kalkıyorum: Küreselleşen dünyada artık türlü türlü sanat eserleri, yemek çeşitleri,giysi modelleri ulaşılabilir bir durumda, hemen  her spor da öyle. Eğer hayattan alınan keyfi bir tık yukarı çıkarmak istiyorsam da hiçbirine sırt çevirme lüksüm yok. Anlamadığım şeylerden kaçmanın da kişiye pek bir şey kazandırmadığını düşünüyorum. Farkında mısınız bilmiyorum fakat iktisat terimleriyle konuşursak; şu son iki haftada(yayıncı kuruluş sağ olsun) futboldan aldığımız marjinal faydanın doyum noktasına doğru yaklaşıyoruz. Yani iki maçı üst üste izledikten sonra üçüncü maçı aynı heyecanla izleyemiyor hale geliyoruz yavaş yavaş. Buna bir de gazetelerin spor sayfalarında yer alan gerekli gereksiz bir ton açıklamayı,röportajı, antrenman haberini vs. eklersek, son günlerin popüler deyimiyle bir 'aşırı yükleme(overdose)' durumuyla karşı karşıya kaldık ki bu, futbolun uzun vadede anlatıla anlatıla bitirilemeyen o ünlü 'marka değeri'ne de zarar verecektir.
Kısacası kriket kuralları çok karmaşık bir öcü değil;sadece ilk defa gördüğü bir çiçek türünden 'zehirlidir bu' diye kaçan insanların kendilerine göre haklı eleştirisidir bu. Biraz gayret ve bir bilene sormakla, Pisagor'u,Euclides'i ya da 30-60-90 üçgenini anlayana trigonometri keyif vermeye başlar basit konuşursam. 'Ben bunu anlamıyorum' bir kaçış kapısıdır ancak Matrix'deki Trinity'nin Neo'ya dediği gibi: "O yoldan gitmek istemediğini biliyorum çünkü tam olarak nereye gittiğini iyi biliyorsun". Maksat, çeşit olsun. 

20 Eylül 2010 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi: Mumbai Indians-Royal Challangers Bangalore

B Grubu'nda yari finale çıkma mücadelesinin daha heyecanlı geçeceği bir sonuçlar dizisi bekledik bugünkü maçlar öncesinde.Kısmen de neticelerden mutlu olduk.

Günün ilk maçında Highveld Lions'ın Guyana'yı, zaten yeneceği bekleniyordu. Alviro Petersen'de para atışını kazandıktan sonra hata yapmayarak fielding'i tercih ettikten sonra, takım rahatça galibiyete ulaştı. Bu fazla farklı galibiyet, onlara Net Run Rate, yani averaj konusunda büyük avantaj getirdi.

İkinci maçsa Eurosport2'den canlı olarak yayınlandı. IPL'in iki büyük takımı, Mumbai Indians ve Royal Challengers Bangalore Durban'da buluşuyorlardı ve Mumbai Indians kaybederse ya da Lions'ın averajının altında kalırsa, evine erken dönmek zorunda kalacaktı.

Para atışını kazanan Indians, normal olarak, hücum yapmayı tercih etti. Hızlı atışlarda, Praven Kumar ve beklenmedik şekilde Vinay Kumar'la başlayan Bangalore'un, özellikle Vinay tercihi iyi sonuç verdi. Bizler Dale Steyn'i beklerken, Güney Afrikalı oyuncu, kenarda buz tedavisi yaptırıyordu. Fakat Praveen, Sachin Tendulkar'ın wicketını erkenden almayı başardı. Powerplay bitmeden, Tendulkar,11'de çıktı. Ambati Rayudu ve JP Duminy gibi isimler, dikkatsizce çıkıp destek veremeyince yük, Saurabh Tiwary'le başlangıç vurucularından Shikar Dhawan'ın sırtına bindi. Bir de Dale Steyn'le Anıl Kumble de atışlara başlayınca Mumbai'nin hücumu iyiden iyiye kısıtlandı. Mumbai, ilk 8 overda, 50 koşu yapabilmişti. Onları ateşleyen şey, bu kez Kieron Pollard değildi ama belki de Anıl Kumble'nin Shikar Dhawan'ın topunu yakalatarak wicket aldığını sanması ama hakemin no-ball vermesiydi. Buradan sonra kendine güveni yerine gelen Indians,Dhawan'ın yanında Tiwary, Dwayne Bravo ve de Harbhajan Singh'le son 5 overda birçok boundary ve 69 koşu buldu. Devre sonunda Mumbai, 165'e 7 kayıpla ulaştı.

İkinci yarının başında, sakatlıktan çıkan Jacques Kallis, şansının yardımıyla FOUR bulsa da, ilerleyişi çok uzun sürmedi. Zaheer Khan ve Lasith Malinga'nın hızlı atışlarından kurtulan Güney Afrikalı yıldızı avlayan, Ali Murtaza'nın yerine kadroya katılan Ahmed Abu Nechim oldu. Ardından atışlara başlayan Bravo, ilk yarıdaki hücum performansını savunmaya da yansıttı ve maçın en iyilerinden biri olarak göze battı. Robin Uthappa ve Ross Taylor'ı çabuk kaybeden Bangalore, maçı 23 koşu verip 2 wicket alarak tamamlayan Dwayne Bravo ve Abu Nechim'in atışlara başlamasından sonra büyük sıkıntıya düştü. Cameron White da beklenen katkıyı yapamadı ama Rahul Dravid, oyundan çıkarılması ne kadar zor bir batsman olduğunu bir defa gösterdi. Maçı, wicketını kaybetmeden bitiren Dravid 71'e gitti. Ancak Bangalore için umut kapısını aralayan bir önemli oyuncu vardı ki, o da Virat Kohli'ydi.Baskı altında, son overlarda takımına sayı kazandırmaya çalışan Kohli, özellikle rakip wicketkeeper Ambati Rayudu'nun hataları ve biraz da şansıyla, 24 topta 47 gibi, kendi ortalamasının çok üzerinde bir performans ortaya koydu ve takımın iddiasını son topa dek taşıdı. Ne var ki bu kez karşıladığı top havaya gitti, indiği yerdeki Ambati Rayudu, bu defa maç kazandıran bir kurtarışa imza attı. Mumbai galibiyete sevindi sevinmesine ama daha sonradan anlaşıldı ki sahip oldukları averaj, gruptan çıkmalarına yetmeyecekti. NRR'i en düşük takım olan Mumbai, evine dönecek. Bangalore ve Highveld Lions, aslında çeyrek final yerine geçecek, son bir grup maçı daha oynayacaklar.

Yarın Eurosport2 ekranlarında Victoria Bushrangers- Wayamba Elevens mücadelesi var. TSİ 18:30'dan itibaren, Okcan Basat'ın yorumlarıyla karşınızda olacağız. Wayamba'nın az da olsa bir şansı var ancak Victoria, yarı final umudunu korumak istiyorsa kazanmak durumunda. Maçın Centurion'da olması, keyfini de artıracaktır.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Sri Lanka'lı Murali: Tarihin En Büyüğü mü?



Büyük ustalara ya da özel oyunculara veda etmek her zaman zordur. Bisikletseverler Lance Armstrong’un ayrılığına üzülmüşler, Micheal Jordan’ın vedasından sonra (ikincisi) ağlamışlardır. Justine Henin’e şaşırmışlar, Micheal Schumacher’eyse alkış tutmuşlardır. Başarılı olmak şöyle dursun, bazen özel olmak da önemlidir. Pascal Nouma Beşiktaşlılar’ın, Hagi Galatasaraylıların daima hatırlayacağı adamken Fowler Liverpolluların sevgilisidir. Petar Naumoski’yse 50 yaşında da gelse Türkiye’de iş bulabilecek cinsten sevilir.

Bir kriket oyuncusunun spora vedasını anlatmak için epey uzun bir giriş paragrafıydı sanırım. Bir kahraman, Murali Muralitharan, Temmuz ayı sonundaki Hindistan-Sri Lanka serisinde sahaya çıktı ve test kariyerine muhteşem bir final sahnesiyle nokta koydu. O, sonu gelmez rekorlar ve istatistiklerin ardından, Test kariyerinde 800 wicket alan ilk ve tek adam olarak yerini alırken tarih sayfalarında, akıllarda da şu tartışmayı, şu iddialı, cevabını vermenin belki çok kolay, ya da imkansız olduğu soruyu beyinlere kazıdı: “Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi bowlerı, yani atıcısı mı?”
Böyle bir sporcunun ardından yazı yazarken iki ya da üç defa düşünemek, pek çok kez baştan başlamak, planı değiştirmek, çok okumak ve iyi tasarlamak gerekiyor.

Sonuncusu için bir şey diyemeyeceğim ama bu Sri Lankalı fenomenin, tıpkı karşısındaki batsmenlar, yani vurucular gibi, beni de offspinleri, topspinerli, doosralarıyla şaşırttığını söylemeliyim. Fakat özetle aslında neden bu kadar önemli olduğunu yazmak niyetine büründüm. Ama yine de hayat hikayesinin bir kısmını paylaşmaktan da alıkoyamadım kendimi. Epey de uzun oldu, Murali için kısa ama bir blog yazısı için uzun.

Murali Muralitharan, Sri Lanka, ya da eski adıyla Seylon adasının merkezinde yer alan ve İngilizlerin Kandi adını verdiği, gerçekteyse Maha Nuvara ismindeki şehirde dünyaya geldi. Babası Sinnasamy Muthiah, bir çok Tamil Hintlisi gibi, adaya göçle gelmiş bir ailenin oğluydu ve ailesine bir torun kazandırıp Muttiah adını verdiği günlerde takvimde 17 Nisan 1972 yazıyordu.

Sri Lanka, Asya’da bisküvi tüketiminin en yoğun olduğu ülkelerden biridir. Sahip oldukları istatistikler, Hindistan’la bile baş etmelerini sağlar. Bilindik lakabıyla Murali’nin ailesi de, zamanında bisküvi işine girmiş, bir fabrika kurmuş ve oğullarını, iyi bir eğitim almasının yanında, iyi de bir Katolik olarak yetiştirilmesi için St. Anthony Kolej’ine göndermişti. Küçüklüğünde orta hızlı, hatta hızlı atıcı olmaya merak salan Murali, burada kimliğini bulmanın ilk adımlarını atacak ama bu ilk göz ağısının zaten doğuştan avantaj yaratan omzuna ve tabi atışlarına kazandırdığı artıları spin bowling’e aktarmaya başlayacaktı. Doğup büyüdüğü şehirde, eğer mahalle maçı yapıyorlarsa, büyük ihtimalle takımın offspinnerı Muralitharan’dı.

11 yaşında, hayatındaki zorlu dönemlerden birine girdi. Babasının fabrikası, adayı kasıp kavuran etnik çatışmalar sırasında, Tamillilerden pek hoşlanmayanlar tarafından yakılmıştı. Aile, Hindistan’a dönmeye niyetlenmişti ama baba Muttiah, fabrikayı yeniden kurup, her şeye baştan başlayarak, bugün Sri Lanka’nın en önde gelen bisküit fabrikalarından birini, Luckyland’i sıfırdan inşa etti. Belli ki sorun sadece para değildi. Murali, mücadele ruhunu, yüksek ihtimalle o günlerde edinmişti.

Muralitharan ve Kriket Kariyerinden Birkaç Küçük(!) Not: Sen ne atıyorsun arkadaş?

Muralitharan’ın kariyer başlangıcı 1992’nin Ağustos’una rastlar. Genç Murali, 1990’da, ülke öğrencileri arasında yılın kriketçisi seçilmişti. O dönem Sri Lanka’yı çalıştıran Bruce Yardley’in onu keşfetmesi de tam anlamıyla uzun sürmemişti. Avustralyalı hoca bir röportajda onu fark edişini ,“5 dakika. Sadece 5 dakikamı aldı. Ve sonra, tek söyleyebildiğim şey, “Wow!” oldu. Hemen takım seçicilere ‘Bu çocuğu oynatın, hemen şimdi’ dedim. Gereken her şey onda vardı.” diye özetliyordu. Daha sonra Pakistan’ın başına geçen ve ne yazık ki 2007 Dünya Kupası sırasında otelinde cansız bedeniyle karşılaşılan Bob Woolmer’se onu genç takımdayken izlemiş ve “Hipnotize edici” bulmuştu. Murali, o maçta aldığı tek wicketla Craig Mcdermott’u oyundan çıkardı. Tıpkı yakın geçmişte ortaya çıkıp herkesi şaşırtan Ajantha Mendis’in kariyer başlangıcı gibi Muralitharan’ın da atışlarındaki zenginlik dikkat çekiyordu. Hatta Avustralya’nın o dönemki önemli vurucusu Allan Border, Muralitharan’a maç sırasında sormuştu:” Pardon, sen ne atıyorsun, legbreak mi, offbreak mi arkadaş?”
Aynı yılın Aralık’ı sadece Murali için değil, Sri Lanka için de çok özeldi. Çünkü takım, o günlerde 40. yılını doldurduğu tarihindeki üçüncü galibiyetini, Yeni Zelanda karşısında elde etti. Ülkenin Pakistan ve Hindistan zaferlerinden yaklaşık 6 yıl sonra gelen bu mutluluğa Muralitharan’ın katkısı 9 wicket’la olmuştu.

Kariyerinin başlangıç aşamasında, iyiden iyiye hünerlerini sergilediği serilerden biri de Güney Afrika karşısındakiydi. 1993’teki bu mücadele, onun ilk ‘five wicket haul’, yani tek bir devrede ilk kez en az beş kez wicket aldığı karşılaşma olarak akıllarda kaldı. Dışarı gönderdiği isimler arasında, daha sonradan Güney Afrika spor tarihindeki en unutulmaz kara lekeyi şikeyle konduracak olan Hansie Cronje de vardı.
Bireysel performansının zirveye çıktığı maçlardan biri de şüphesiz The Oval’daki unutulmaz İngiltere zaferiydi. Kendisi, “Spin Bowling nedir, ne değildir?” konulu panelinde 16 wicket ve izin verdiği 220 koşuyla, tarihin en başarılı beşinci istatistiği nasıl yakalanır konusunun altını çizdi. Fakat İngilizlerin hocası David Lloyd, ikinci devrede 9 wicket birden alan, 4. gün sonunda iki rakip oyuncuyu birden çıkarıp takımını umutlandıran ve maçta tutan bu muzaffer oyuncu hakkındaki ‘chucker’ şüphelerini dile getirmeden edemedi.

Muralitharan’ın kendi aldığı wicketlar ve kırdığı rekorlar kadar, takımlarına kazandırdıkları da unutulmazdı. Test galibiyeti almakta zorlanan Sri Lanka, onun katılımından sonra çok daha iyi sonuçlar almaya başladı. Öyle ki Tek Günlük Maç takımı da Dünya Kupası’nı, belki de o güne kadarki en iyi jenerasyonla kaldırırken Murali, bu büyük başarıda büyük pay sahibiydi. Zaten yıllar sonra kariyerine baktığında, en mutlu olduğunu günü, “Dünya Kupası zaferini kazandığımız gün” olarak belirleyecek ve hiçbir şeyin buna benzemediğini hatırlatacaktı. O şampiyonluk, Muralitharan’ın açlık, fakirlik ya da etnik çatışma gibi temel insani sorunlarla uğraşan ülkesini, krikette saygı duyulan, kriket vasıtasıyla da hiç olmadı İngiltere’de, Avustralya’da, Karayipler, Güney Asya ve Güney Afrika’da önemsenen bir ülke haline getirdi. Bunlar yaşanırken Murali, tahmin edebildiğimiz üzere, ülkesinin en sevilen sporcusu olmuştu. Bu sevgi sadece wicketlardaki hünerinden değil, her zaman güleryüzü ki bu sayede 'Smiling Assasin' yani gülümseyen suikastçi lakabını almıştı- ve bir Tamil olmasına rağmen konuyu pek de politize etmeyişinden de kaynaklandı. Tamil’di, Hindistan’a vizesiz girip çıkabiliyordu ama, her zaman için “Ben Sri Lanka’lıyım.” demeyi de ihmal etmedi. (Tamillilerin özgürlüğünü savunan ayrılıkçı grup Tamil Kaplanları, ülkede terörist kabul edilmekte, Tamil Hindularıysa, devlet terörizmiyle yok edilmeye çalışıldıklarını savunmakta). Murali hep politikadan uzak kalmaya özen gösterdi: ”Politikacıların ilgilendiği tek şey gücü elde etmektir, insanların sorunlarıyla, ne yiyip içtikleriyle uğraşmazlar, ilgilenmezler.”
Sonunda oluşan bilançoya bakılacak olursa, istatistikler, tarihin en büyük spin bowler’ın döneminde yaşadığımızı ortaya koyuyor:
18 yıllık Test kariyerinde, 800 wicket, bir tek devrede en az beş wicket’ı en fazla alan oyuncu(67), bir maçta en az 10 wicket’ı en fazla alan oyuncu(22 ), doğrudan atışla en fazla Test Wicket’ı alan oyuncu (167) gibi Test rekorlarının yayına, Wasim Akram’ın 502’lik ODI wicket alma rekorunu kırmayı da ekledi.

Kandy’de karşılaştıkları Zimbabwe’ye, ‘Evime hoş geldiniz’ partisi sunarken ilk devrede elde ettiği 9 wicket ve izin verdiği, yalnızca 55 koşu, akla ve mantığa sığmayacak cinsten bir istatistikti. Sri Lanka’nın Hindistan’la bir hayli sık karşı karşıya geldiği bir gerçekti, bazıları da onun elde ettiği dereceleri, üst düzey takımlara karşı çok sık oynamak zorunda olmamasından ileri geldiğini öne sürdüler. Bu iddialara karşıyla, cricinfo.com istatistikleri, Zimbabwe ve Bangladeş’le oynanan maçlar çıkarılsa bile, Murali’nin elde ettikleriyle halen zirvede olduğunu da kanıtladı.

Tüm bunlar olup biterken, bir şey gündemden hiç düşmedi. Bu çocuğun atışları, ders kitaplarında yazanlarınkine hiç mi hiç benzemiyordu. Bir off-spinner, gönderdiği topun rotasını, yerde sektikten sonra şaşırtıcı şekilde değiştirmeye programlamak için parmak uçlarını, finger spin’i kullanırdı. Muralitharan’daysa, şaşırtıcı derecede elastik bilekler, özellikle de düzleşmeyen dirsek de önemli görevler üstleniyordu söz konusu işlemde. O’nun kendine özgü metodu dikkat çekmeye başlamıştı. Bir wrist-spinner mı yoksa bir hilebaz mı? Meyve veren ağaç taşlanmaktan hiç kurtulamadı.

Muralitharan ve ‘No-Ball’ : Kahramanlıkla Hilebazlık Arasında


1995 Eylül’ünde Sri Lanka, Pakistan’ı deplasmanda ilk kez yenebilmiş, 7 wicket alan off-spinner Murali’yse maçın adamı olmuştu. Fakat Aralık ayı’nda, Commonwealth ülkeleri için büyük önem taşıyan bir günde, Boxing Day’de ses getirecek işler gerçekleşti. Avustralya serisindeki ilk buluşmanın hakemi Darell Hair, görünüşe göre Murali’nin atışlarını geçersiz saymayı çok öncelerden kafasına koymuştu. Avustralya’lı umpire, Muralitharan’ın tam 7 atışına ‘no-ball’ kararı verdi. Bu olayın ucu, Murali’nin 2004’teki testlere gitmeyi reddedişine kadar uzanacaktı. Bu gelişme, hiç bitmeyecek ve de kısaca ‘Serseri mi yoksa bir dahi mi’ sorusunun ‘Olağanüstü bir yetenek mi yoksa bir hilebaz mı” versiyonuyla özetlenebilecek bir tartışmanın başlangıç noktasını oluşturacaktı.
Sorun neydi? Bowlerlardan beklenen, atış anında omuz, dirsek ve kolun düz bir çizgi oluşturmasıdır. Fakat Muralitharan’ın dirseği, atış anlarında sanki bir parça kırılıyor, olması gerekenden daha kenarda duruyordu. Bu da atışlarını gerçekleştirirken ‘chucking’ yaptığı, yani topu bowl etmeyip, sadece fırlattığı şüphesinin doğmasına sebep oluyordu. Hatta bundan şüphesi olmayanlar da vardı. Hindistan’ın eski atıcısı ve kaptanı Bishen Singh Bedi, “Eğer Murali hile yapmıyorsa, bana nasıl bowl yapılır bir gösterir misiniz?” diyerek görüşünü ortaya koyuyordu ve ekliyordu:”Omzunu falan kullandığı yok, daha çok bir cirit atıcısı gibi”.

Murali, 1996’daki Triangular Serilerde, bu kez Avustralı bir başka umpire Ross Emerson tarafından, yine ‘no-ball’’la durduruldu. Konu artık ciddiye binmişti ve devreye ICC yani Uluslarası Kriket Komitesi girdi. Hong Kong Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Bölümü’nün incelediği kol-evet, ıssız bir köşede bulunmuş ve varlığı yeni keşfedilmiş, değişik türden bir canlı gibi-incelenen kol, görüşüne göre, doğuştan gelen fizyolojik bir ‘anormalliğe’ sahipti. Murali, dirseğini tam anlamıyla düzleştiremiyor, kolunu bir çizgi haline sokamıyordu. Konu karara bağlandı, ortaya çıkan hilebaz şüphesi, bir göz yanılsamasından ibaretti. Olaylar pek çok kez tekrarlandı. Batı Avustralya Üniversitesi’nde bir kez daha incelenen bu ‘uzuv’a yine yeni yeniden geçer raporu verildi. ICC çaresizdi; Dirsek, kendiliğinden büküktü ve oyuncunun yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ne yazık ki onun üzerindeki deneyler, zaman zaman halka açık şekilde de sürdü. Bir televizyon kanalı, dirseğini kıramayacağı bir aparatıyla sardığı dirseğin, atışlarda etkili olmadığını kanıtlayarak Murali’yi bir nevi, bir kez daha temize çıkardı. Açıklama yapan doktora göre keramet, Muralitharan’ın, yine normal dışı bir fizyolojiye ve esnekliğe sahip olan omzundaydı. Buna bir de bileklerindeki yumuşaklık eklenince, mucizelerin gerçekleşmesi o kadar zor olmuyordu. Hatta tüm bu gelişmeler üzerine, ICC, ünlü 15 derece kuralını gündeme getirdi ve buna göre,atış yapan oyunculara 15 derecelik bir taviz verildi. Pek çoklarına göre kural, ‘Murali’ye özel’di. Kuralın mazeretiyse açıktı: İnsan gözü, bükülmeyi sadece 15 dereceden fazla olduğunda seçebilirdi. Bu, pekala, ICC’nin ‘chucking’i kanunlara sokuşu demek oluyordu. Evet, hile kuralı, bir standarda bağlandı. Kurallar ve kanunlar, gereksinimlerle ortaya çıkar. Belki de bu seferki için bu sporun, Murali Muralitharan’ın doğmasına ve kriketçi olmasına gereksinimi vardı. Ancak Hintli Bedi, “Kolu doğuştan kıvrıksa bile bu onu temize çıkarmaz. Görme engelli insanlar da var ama kimse onların pilot olmalarına izin vermiyor” diyerek işi daha abartmaktan da geri durmadı.

Tüm bu biomekanik testler bile, özellikle Avustralya’lı hakemleri ve bazı İngiliz otoritelerini yolundan döndürmedi. İşin ilginci, söz konusu West Indies-Sri Lanka maçıyla ilk kez uluslarası maç tecrübesi yaşayan Emerson, daha sonra ‘geçersiz top’ kararını kendisinin değil, başkalarının verdiğini itiraf edecekti. Kısacası emir, Avustralya Kriket Kurulu’ndaki bir yetkiliden çıkmış, ya da büyük yerden gelmişti.
Murali’nin, kariyeri ilerledikçe geliştirdiği doosra’sı, ‘chucker’ iddialarını yeniden, tekrar tekrar alevlendirdi. Dönemli önemli İngiliz oyuncularından, şimdilerin kriket yorumcu Nasser Hussein, Muralitharan’ın ‘hilebazlığını’ kendince sözlerle cezalandırdı,Avustralyalı efsane wicketkeeperlardan Adam Gilchrist de atışları onaylamadığını belirtmekten çekinmedi. Açıkçası zaman zaman da onları ve onları haklı bulanları anlamak pek de zor değil. Muralitharan’ın topa spin verme oranı, diğerleriyle karşılaştırıldığında inanılmaz boyuttaydı. İnsanoğlunun, varlığını açıklayamadığı ‘şeylere’ karşı savunma mekanizması oluşturma eğiliminin de bulunduğu unutulmamalı. Bana göre bu konunun sürekli gündemde tutulmasının sebeplerinden biri de, Muralitharan’ın bir Sri Lanka’lı olmasıydı. Evet, o bir subcontinent mensubuydu, ötekilerdendi, merkezde değil,çevrede, dünyanın geri kalanında yaşıyordu. Bir şeyi iyi yapıyorsa, üstelik üstünlüğü de artık herkes tarafından yavaş yavaş kabul edilmeye başlandıysa, bir yerlerde bir açık bulmuş, ya da düpedüz hile yapıyor olmalıydı. Sanki adalet sadece batının sahip olduğu bir kavramdı ve onu yerine getirmek de Batılıların göreviydi. Burada Shane Warne parantezini de açmak gerekiyor. Bugün de pek çokları Shane Warne’un verdiği spinle onunkini karşılaştırıyor. O günlerde de bu karşılaştırma çoğu zaman gündeme gelmişti. Muralitharan, maçlarda rahat kendine güvenli bir kriketçiydi ama Murali’yi bu kadar büyük, çok konuşulan bir oyuncu-şey, evet bir efsane!- yapan bir özelliği varsa, o da mütevaziliğiydi.

Muralitharan ve Shane Warne

Murali’nin kariyerindeki en büyük rakibi, şüphesiz ki Avustralyalıların kahramanı Shane Warne’du. Biri leg diğeriyse off spinner’dı temelde ama ikilinin topu yerde sektirdikten sonra döndürme yeteneği hep göz önünde tutuldu. Peki hangisi daha iyiydi?

İstatistiklere bakılacak olursa sorunun cevabı gayet basit. 133 test maçlık test kariyerini sonlandırdığında, Muralitharan Shane Warne’dan 92 wicket fazla yaptı –ki diğer istatistiklerdeki üstünlüğü de bir hayli açık farkla- Nokta.
Ancak bu rakamlara bakılırken, ikilinin mensup olduğu ülkeleri göz önünde bulundurmanın da faydası var. Özellikle İngiliz ve Avustralyalıların iddiası şu: Eğer Murali bir Avustralya’lı olsaydı, Warne kadar wicket alamazdı. Murali, Matrix Reloaded’da Neo’yu kıstıran(?) Merovingian gibi “Yeteneği olduğu gibi bir gerçek ama o sadece bir adam” olmaktan öteye gidemiyor, sahip olduğu başarılar, biraz da Sri Lanka’nın oynadığı rakiplerden Zimbabwe’den, Bangladeş’ten kaynaklanıyordu. İddiayı sayılara dökmek gerekirse Muralİ’nin bu ekiplerden aldığı wicket sayısı 176 iken Warne sadece 17’de kaldı.

Murali tarafından bakılırsa, sayılara dökülemeyecek gerçekler de var. Bugün dünyadaki tüm kriketseverler her ikisinin de adını çok iyi bileceklerdir. Fakat Ashes gibi, bu sporun temel pazarlama noktalarından birine girme şansı ve sürekli göz önünde olması, normalde Warne’u, pekala çok daha avantajlı kılıyor olabilirdi. Biraz daha kurcalanınca akla gelen soru işaretleri sürüyor: Her wicket ‘Bir’ midir? Ya da her şey wicket mıdır? Hangisi, daha kritik anlarda ortaya çıkmıştı ya da hangisi, ölümcül bir darbe vurabilmek için birkaç küçük sıyrık almayı yeğlemeye daha yatkındı?

Son olarak Test kariyerine 2007’de nokta koyan Warne’un yorumlarını hatırlatalım: O da yiğidin hakkını vermekten çekinmiyor ve ekliyor :”Bence 800 wicketlık rekor asla geçilemez”. Bu konudaki derinlemesine değerlendirmeleri, Okcan Basat’a bırakıyor ama Murali hakkındaki bir yazıya, kariyerindeki Nemesis’iyle karşılaştırıldığını eklemeyi, boynumuzun borcu olarak değerlendiriyorum.

Son Söz

Murali Muralitharan, 22 Temmuz’da, Hindistan’la yapılan Test serisinin ilk maçı sonunda, son gün kendisine gereken iki wicketı –sonuncuyu son topunda olmaz üzere-aldı ve film gibi bir bitirişe imza attı. Son kurbanları da sırasıyla Harbhajan Singh ve Pragyan Ojha oldular. Elde edilen zaferden çok, ulaşılan 800 wicket tüm dünyada yankılandı ve kurallara uygunluğu sorgulansa da yerinin asla doldurulamayacağı konusunda görüş birliğine varıldı. Bizler de onu izleme şansını bulduğumuz için şanslı sayılırız doğrusu. Murali de,5 yıl önce Galle şehrinden 20 dakika geç ayrılmaya karar vermiş olsaydı, sahilleri vuran Tsunami’de hayatını kaybeden 24,000 kişinin arasına katılabilirdi. Görünüşe göre o ve onu sevenler şanslıydı. Muralitharan, geçen bahardaki Twenty20 Dünya Kupası’nda Eurosport2 ekranlarındaydı ancak ne yazık ki sakatlığı, onu fazla izlememizi engelledi. Kendisi, önümüzdeki yıl Sri Lanka, Hindistan ve Bangladeş’in ortaklaşa düzenleyeceği Dünya Kupası’na katılma ihtimalini de yok saymıyor ve takım seçicilerle ülkenin kriket kuruluyla yapacağı görüş alışverişinden sonra karar netleşecek. Son söz olarak şunu söylemeliyim ki Şri, Sanskritçede saygıdeğer, Lanka ise ada demektir ve bize de bu saygıdeğer adalı Muttian Muralitharan’ı tebrik ve hem krikete hem de insanlığa kazandırdıkları için teşekkür etmek, aynı zamanda 2000’lerde kurduğu ‘İyilik Vakfı’’yla, ülkedeki sorunlarla baş etmeye çalışma yolunda başarılar dilemek düşer. Daha nice Murali yazılarına…

Not:Referanslarımız aşağıdadır.

http://sundaytimes.lk/081019/FinancialTimes/ft319.html
www.theage.com.au
http://www.telegraph.co.uk/sport/cricket/international/srilanka/7904156/Muttiah-Muralitharans-800-wickets-will-never-be-beaten-says-Shane-Warne.html
www.telegraph.co.uk/.../Muttiah-Muralitharan-leaves-Test-cricket-with-his-legacy-still-in-the-air.html
www.pakpassion.net/ppforum/showthread.php?t=100860
http://www.telegraph.co.uk/sport/cricket/international/srilanka/7904156/Muttiah-Muralitharans-800-wickets-will-never-be-beaten-says-Shane-Warne.html