22 Ağustos 2012 Çarşamba

Güney Afrika'nın Zafere Yürüyüşü - Bölüm 2, İngiltere Nasıl ve Neden Kaybetti?


2006 Ashes serisinden sonra krikette ciddi bir yeniden yapılanma gerekliliğini farkeden İngiltere Kriket Kurulu, öncelikle günlük performanslar veya medya baskısı nedeniyle oyuncu seçerek seriden seriye kadro kurmak yerine çekirdek bir kadro oluşturarak inandıkları oyunculara uzun süre şans verme ilkesini benimsediğinde takımın kaderi de değişti. Alastair Cook gibi kariyerine yavaş bir başlangıç yapan açılış vurucusundan dünya çapında bir oyuncu yaratılması, daha önce İngiltere sınırlarında  bile Test oyuncusu olarak düşünülmeyen Graeme Swann’ın son yılların en iyi ve etkili spin bowlerı olması hep bu ilkenin hayata geçirilmesi sayesinde oldu. James Anderson ve Stuart Broad gibi orta düzeyde hızlı atıcıların yanına Tim Bresnan, Steven Finn gibi hızlı atıcıların da eklenmesiyle bir birlik halinde çalışan hızlı atıcılar dünyanın en korkulan atıcı grunu olmayı başardılar. Jonathan Trott’un 3 numarada eşsiz performansı ve wicketkeeper Matt Prior’un önemli katkıları sayesinde yapbozun eksik parçalarının tamamlanması savaş sonrası İngiltere tarihinin en iyi kadrosunun ortaya çıkmasını sağladı. Öyle ki son 3 yılda Andrew Flintoff ve Paul Collingwood gibi oyuncularının emeklilik kararı alarak takımdan ayrılmalarına rağmen takımın dengesi sarsılmadı. Bu kadroyla ciddi rakiplerine karşı aldıkları ezici galibiyetlerle bir numaraya yükselen İngiltere’nin hükümdarlığını daha uzun süre sürdürmesine kesin gözüyle bakılıyordu.
Ne var ki yılın başında oynanan Pakistan serisi İngiltere  hakkında ciddi soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı.  İngiltere için fethedilmemiş son kale olarak kalan ‘subcontinent’ ülkelerine karşı (Hindistan, Pakistan, Sri Lanka ve Bangladeş) oynanan deplasman maçları, Pakistan’ın terör geçmişi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri’nde oynadığını düşünürsek, takımın gerçekten 1 numarayı hak edip etmediğinin ciddi bir göstergesi olacaktı. Bu psikolojiyle Pakistan karşısına çıkan İngiltere, belki de son 10 yılın en feci serisini geçirerek Pakistan’a 3-0 yenildi. Bu yenilgi sonrası özellikle İngiliz vurucuların kaliteli spin bowlinge karşı oynama ve hızlı atıcıların nisbeten ‘ölü’ tabir edilebilecek wicketlarda etkisiz kalmaları gelecekte yaşanabilecek problemlerin de habercisi oalrak yeterince algılanmadı ve yol kazası olarak görüldü. Her ne kadar Güney Afrika serisi öncesi West Indies karşısındaki etkili oyun sorunların üstünü biraz örtse de İngiltere, ev sahibi olmanın da avantajıyla maçın favorisi olarak görülebilirdi.
Güney Afrika serisi öncesi yapılan değerlendirmelerde İngiltere’nin hızlı atıcılarının fark yaratabileceği ve vurucularının da alışık oldukları wicketlarda iyi skorlar yapacağı ön görüsü daha ilk maçta çöktü. The Oval’da oynanan maçta ilk olarak vurucu olmayı seçen İngiltere, en az 450 yapabileceği bir zeminde Cook ve Trott’un iyi başlangıcının üzerine koyamadı ve 385’te kaldı. Güney Afrika ise ilk inninginde tarih yazarak 637/2’ye ulaştığında İngilizler gözlerine inanamadı. Uzun yıllardır bu kadar etkisiz bir İngiltere atıcı performansının faturası çok ağır oldu ve İngiltere ikinci inninginde maçı kurtarmayı başaramayarak 240’ta tüm vurucularını kaybetti ve 1-0 geriye düştü.
Bu kadar yüksek profilli serilerde ilk maç genellikle serinin gidişatı için belirleyici bir faktördür. Bu maç sonrasında İngitere ciddi bir strateji değişikliğine gitti ve ilk maçtakinden farklı olarak 4 hızlı atıcıyla Leeds’teki maçta oynamayı tercih etti. Uzun süre sonra tekrar takıma dönen Ravi Bopara’nın ilk maçtaki facia oyunundan sonra James Taylor’ın takıma çağırılması önemli bir değişiklik yaratmazken Güney Afrika’nın 20 wicketını almayı yine başaramayan İngiltere beraberliğe razı olmak zorunda kaldı.
Son maç öncesi hazırlıklara damga vuran olay ise Kevin Pietersen’în kadrodan çıkarılması oldu (yaşanan olaylar bir komedi-drama filmine konu olacak kadar ilginçti). Bunun sonucuna mutlak kazanılması gereken Lord’daki 3. Test maçı da olayların gölgsinde başladı. Eski günlerini hatırlatan bir performansla oyuna başlayan İngiliz hızlı atıcılar Güney Afrika’yı ilk günün ilk 2 seansında zorlasalar da öldürücü darbeyi indiremediler ve toparlanan Güney Afrika, kalitesini ortaya koyarak maçı ve seriyi kazandı. Bu yenilgi 2008’den beri İngiltere’nin evinde kaybettiği ilk seri olma özelliğini de taşıyordu.
İngiltere’nin başarısızlığındaki faktörleri irdelemek gerekirse ilk sıraya açılış vurucuları Andrew Strauss ve Alastair Cook’un serinin genelinde başarısız performanslarını koymalıyız. İkilinin oluşturduğu platformun üstüne Trott, Pietersen ve Bell’in inanılmaz katkıları sayesinde galibiyete kolayca ulaşan İngiltere’nin bu sefer tekleyen bir motor gibi çalışması, orta sıra vuucularının da baskıyla karşılaşmalarına yol açtı ve istenen yüksek skorların yakalanmasını zorlaştırdı. İkinci faktör olarak hızlı atıcıların etkisizliği göze çarptı. Çok iyi falso yakalayabilen Anderson, Bresnan ve Broad üçlüsünün güçlerini ortaya koyamamaları Güney Afrika’nın işini oldukça kolaylaştırdı. Üçüncü dikkat çeken faktör de İngiltere’nin atıcı takım olduğu dönemlerde alan oyuncularının düşürdüğü topların sayısının fazlalığıdı. Bu sayede yeniden hayat bulan Güney Afrika vurucuları cezayı kesmeyi ihmal etmediler.
Son olarak İngiltere’nin bu yenilgiyle bir anda sıradan bir takım olmadığını unutmamakta fayda var. Halen genç sayılabilecek bir kadroları ve tehlikeli oyuncuları olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli. Ancak bugün James Anderson’ın da belirttiği gibi bu yenilgi çok ciddi bir uyanış çağrısıdır ve gerekli önlemler mutlaka alınacaktır. 2013 Ashes serisine odaklanacak olan İngiltere için çıkarılacak dersler de ilerisi için önemli olacaktır.  

21 Ağustos 2012 Salı

Güney Afrika'nın Zafere Yürüyüşü - Bölüm 1



1. Test, The Oval, Londra, 19-23 Temmuz
İngiltere 385 & 240, Güney Afrika 637/2d
Güney Afrika 1 inning ve 12 koşuyla kazandı
2. Test, Headingley, Leeds, 02-06 Ağustos
Güney Afrika 419 & 258/9d, İngiltere 425 & 130/4
Maç beraberlikle sonuçlandı
3. Test, Lord’s, Londra, 16-20 Ağustos
Güney Afrika 309 & 351, İngiltere 315 & 294
Güney Afrika 51 koşuyla kazandı

Dünyada test kriketinin 1 numarasının belirleneceği bu önemli seriyi Güney Afrika 2-0 kazanarak İngiltere’nin son 1 yıldır elinde bulundurduğu ünvanı ele geçirdi. İki bölümlük bu yazı dizisinde önce her 2 takımın zirve için yaptıkları mücadeleyi kısaca özetledikten sonra ikinci bölümde İngiltere’nin neden kaybettiğini ve Güney Afrika’nın nasıl kazandığını tartışacağız.
Avustralya’da Kasım 2010-Ocak 2011 arasında oynanan Ashes serisini 3-1 kazanan İngiltere, Test sıralamasında zirveye çıkmak  için gün saymaya başladı. Uzun yıllar sonra oturmuş bir kadroya kavuşan ve her departmanı tıkır tıkır işleyen İngiltere için hedef Hindistan ile oynanacak seriydi. Öncesinde oynanan Sri Lanka serisini, ilk maçta Sri Lanka’nın mucizevi şekilde son gün yıkılması sayesinde kazandığı galibiyetle 1-0 kazanan (diğer 2 maç beraberlikle sonuçlandı) İngiltere, Hindistan serisine tam hazır bir biçimde girmek amacına ulaştı. Bir numarayı o zamana kadar elinde tutan Hindistan ise orta sıra vurucuları üzerine başlayan tartışma ve açılış vurucusu Virender Sehwag’ın sakatlığı nedeniyle zor günler geçiriyordu. Bir de bunun üzerine ilk maçta en etkili hızlı atıcıları Zaheer Khan’ın sakatlanması, Hindistan’ın mücadele gücünü iyice kırdı ve ev sahibi İngiltere, rakibini farklı galibiyetlerle bozguna uğratarak 4 maçlık seriyi 4-0 kazandı ve hak ettiği 1 numaraya yükseldi. Hindistan galibiyetinin ve 1 numaraya ulaşmanın verdiği olumlu havayla Pakistan karşısında bir sonraki seride İngiltere, tarihinin en ağır yenilgilerinden birine uğrayarak 3 maçlık seriyi 3-0 kaybedince rüzgar bir anda tersine döndü. Takip eden seride Sri Lanka’da 3 maçlık seriyi berabere kapatan İngiltere’nin tahtı Güney Afrika tarafından tehdit altında olsa da rakibinin bir numaraya yükselme şansını tepmesiyle İngiltere ünvanını korumayı başardı. Gerçek bir numarayı belirleyecek İngiltere-Güney Afrika serisi öncesi evinde üç maçlık West Indies serisini fazla zorlanmadan 2-0 kazanan İngiltere artık devlerin savaşına hazırdı.
İyi bir kadroya sahip olan ve özellikle hızlı atıcılarıyla rakiplerinin başını yıllardır ağrıtan Güney Afrika ise her zaman zorlu bir rakip olmasına rağmen ilginç sayılabilecek bir sıkıntıya sahipti. Takım 2008-2009 sezonunda Bangladeş serisinden beri evinde hiçbir seriyi galip bitirememişti. Aralık 2011-Ocak 2012’de Sri Lanka ile evinde oynadığı 3 maçlık seriyi 2-1 kazanana kadar 3 yıllık sürede Avustralya’ya bir kez yenilen, İngiltere, Hindistan ve yine Avustralya ile berabere kalan Güney Afrika, şeytanın bacağını kırdıktan sonra Mart 2012’de Yeni Zelanda ile oynadığı Test serisinde zirveye yerleşme şansını yakaladı. Yeni Zelanda için çok geç sayılabilecek Mart ayında oynanan seriyi 3-0 kazanması gereken Güney Afrika, havanın maçların tamamlanmasına izin vermemesi ve ev sahibinin dirençli oyunu nedeniyle seriyi ancak 1-0 kazanabildi ve 1 numara için İngiltere’ye ‘şah’ çekebilmek için deplasmanda oynayacağı seriyi beklemek zorunda kaldı.

10 Temmuz 2012 Salı

Kiliseye Adanan Kriket Sopası



Hadi beyler, ben Cuma’ya kaçtım
Zimbabwe  ve kriketinin ne kadar inişli çıkışlı, fırtınalı bir tarihe sahip olduğunu herkes az çok bilir. Bilmeyenler varsa, Okcan Basat’ın şu ve şuradaki  iki güzel yazıda mükemmel şekilde özetlediği gibidir.
Bununla birlikte, yine Okcan Basat’tan ödünç aldığım bir hikayeyi aktarmam gerekirse, Mark Vermeulen gibi raporlu ve ülke kriket kuruluna kızıp, binasını kundaklamaya kalkmış bir figürü de barındırır tarihinde.
Bu sefer karşıma gelen kısa hikaye, buna nazaran biraz daha normal gözüküyor. Dindar kardeşimiz Tatenda Taibu’nun hikayesi bu.
2000′den itibaren ülke içindeki  beyazlara karşı negatif yaklaşımını iyice sertleştiren Mugabe rejimine karşı kriket, beyazlar için bir direniş noktası olmuştu.  Ne var ki beyaz kaptan Heath Streak görevinden alelacele görevden alındı ve  20 yaşındaki Taibu, bu zor göreve layık görüldü.  Ülke tarihinin bu ilk siyahi ve  en genç kriket kaptanı, daha o günlerde psikolojik olarak yıpranmaya başlamıştı. Krikette kaptanlık, koçluk gibi bir şeydir, başka hiçbir spordaki kaptanlığa benzemez. Saha içinde olan biten her şeyden, çoğunlukla kaptan sorumludur. Bununla birlikte, kriketin içine bol bol siyasetin, sıklıkla karıştığı bir ülkede ulusal takımın kaptanı olmak, hayal edilemeyecek kadar zorlayıcı bir görev olsa gerek.
Ülkedeki baskıcı ve ayrımcı rejime lanet okuyan Taibu, ailesine yönelen  tehditlere  ve medya baskısına dayanamayarak ülkeyi terk etme kararı alır. 2005 ve  2007 yılları arasında Namibia vatandaşlığına geçerek oranın kaptanlığını yapar. Muhtemelen amacı, bir şekilde Güney Afrika vatandaşlığına ulaşıp ailesini, geleceğini kurtarmaktır.
Fakat toparlanmaya çalışan Zimbabwe kriketi, Taibu’dan kolay kolay vazgeçemez. Yetenekli oyuncu, hem takımın lider batsmanı(beyzbolda, elinde sopa olan adam), hem de wicketkeeper’ıdır. Kaleci olarak eksik çevirebildiğimiz bu oyun rolü, maç kazanmak için son derece önemli bir noktada durur. Kısacası uluslararası imajı batmış olan ülkenin, ulusal gururu yeniden ayağa kaldırmaya ihtiyacı vardır ve bu iş için en kolay yol ülke milli sporcu krikettir. Bu nedenle de Taibu’ya sırt çevrilmesi mümkün değildir.
Velhasıl, zamanında “geleceğin yıldızı” olarak büyük beklentilerle işe başlayan Taibu yeniden milli takımlara döner. Önce Tek Günlük formatında maçlar oynar, sonra da Test takımına geri çağırılır. Ülke kriket kuruluyla sürekli tartıştığı  bu geri dönüşte, hiç de fena katkılar yapmaz, her maç istikrarlı olarak en az 50 koşuyu tamamlar.
Ne var ki dün, Taibu, son wicketını aldığını açıklamıştır. “Tanrı’nın çağrısına” kulak verdiğini duyurmuş, artık kendisini dine adayacağını söylemiştir. Elbette Taibu, kendisini ruhani sebeplerle emekliye ayıran ne ilk, ne de son oyuncu olacaktır. 98 Dünya Kupası’nda Arjantin kalesini koruyan ancak Dennis Bergkamp’a teslim olan, yine, Mallorca’nın en başarılı günlerinden de anımsanancak Carlos Roa, dini vecibelerine ağırlık vermek için 30 yaşında futbolu bırakmıştı. Mensup olduğu tarikat, 2000′de dünyanın sonunun geleceğine inandığı için, o da sözleşmesini uzatmamış, sonra da mecbur geri dönmüş ancak eski formunu bir türlü yakalayamamıştı.
Elbette Taibu’nun vedasını %100 inancına da bağlamak çok yanlış olur. Belki entrikadan sıkılmış ancak “Artık canım istemiyor.” deyip de vatan haini olmamak için “Kendimi Kilise’ye adadım.” diyerek eleştirileri bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Biz Taibu’yu Eylül Ayı’ndaki T20 Dünya Kupası’nda, Eurosport2 ekranlarında izlemeyi umuyorduk; belki tribünde mum yakmış, dua eder  vaziyette görürüz.
Noktalarken yazıyı,  misyonerliğin çok yaygın olduğu Afrika’da,  Kenya’nın Atatürk’ü sayılan Jomo Kenyatta’nın  şu ünlü sözü  düşünüyorum: “Beyaz adam buraya gelirken elinde bir incil vardı; bizse toprakların sahibiydik. Sonra  İncil bizim elimizde kaldı, fakat topraklar beyaz adama geçti.”

18 Mayıs 2012 Cuma

İngiltere-West Indies 1. Test, Lord's Oval

1. Gün 


Stuart Broad  İlk Günün Yıldızıydı




Para atışını kazanan İngiltere'nin seçimi, hava koşullarını göz önünde bulundurunca, ilk olarak atış yapmaya gelen takım olmak yönündeydi ve mantıklı gözüktü. Sonraları, kararın semerelerini almak için fazla beklemeyeceklerdi.

İlk olarak hızlı atışlarında swing kullanan Jimmy Anderson, yine West Indies'in bir türlü verim alamadığı açılış vurucularını kolayca avladı. West Indies'in bilançosu ağır oldu: 2 wicketa karşı 32 koşu alabildiler.

Bundan sonraki bölüm, biraz Tim Bresnan'ın atışlarından faydalanan Adrian Barath'ın izleyicileri heyecanlandırmasıyla geçti. Darren Bravo'yla iyi bir ortaklık yakalayan Barath, nihayet bir 50'ye ulaşacak mıydı derken Stuart Broad'ın bir atışında yine fazlaca dikkatsiz davranınca 42'de kaldı.

Bu wicketın kaybından sonra West Indies, en büyük kozunu, erken bir bölümde oyuna sokmak zorunda kaldı: Shiv Chanderpaul. G. Swann'ın falsosuna karşı tecrübesini konuşturan Shiv, yine West Indies'in en büyük direnişini temsil etti. Alt sıra vurucularını, Broad'ın toplara kazandırdığı 'seam movement' la deviren İngiltere, ilk günün mutlak galibi oldu.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 (Chanderpaul 87*, Broad 6-72) 



2. Gün:

Strauss 121'le moral buldu

2. Gün tam anlamıyla Andrew Strauss'un günü oldu. Kendi evinde, özellikle spin sayesinde bir nebze zorluk çıkarabilen West Indies, hızlı atışlarda varyasyonu bulunmayan atıcılara sahip olması nedeniyle evsahibine ciddi bir korku dahi yaşatamadı. Uzun süredir formsuz gözüken ve tartışılan bir oyuncu haline gelen kaptan Andrew Strauss 121 yaptı ve aradığı morali buldu.

Ne var ki İngiltere, gücüne denk olmayan rakibine karşı iki tane önemli vurucusunun 50'yi görememesine üzüldü. Bunlardan ilki Alastair Cook, diğeri de Kevin Pietersen'dı. Zaten Pietersen kendi hatası yüzünden çıktığında durum 244/3'e gelmişti.  İngiltere elde 7 wicketla, günü 259'da bitirdi.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 (Chanderpaul 87*, Broad 7-72)  İngiltere 259/3(Strauss 121*, -Trott 58)


3. Gün: 


Chanderpaul, yine West Indies'i sırtladı




Nihayet West Indies'in maçtaki varlığını hissettirebildiği bir gün geride kaldı. Strauss'un bir gün önceki şovu, artık geride kalmıştı ve bugün hızlı atışlarda daha başarılı olan West Indies, İngiltere'nin orta ve alt sıra vurucularından beklenmedik bir hızla kurtuldu. Bu çöküş sırasında kışı sakatlıktan kurtulmayla geçiren Ian Bell, takımın direksiyonda kalmasını sağladı.  Yemek arasına, yani ilk seansın sonuna 371 gibi aslında sevinmeyeceği bir skorla giden evsahibi, dönüşte de gününde olmadığını kanıtladı. West Indies'le ilk defa test maçına çıkan Shannon Gabriel'in de ilk wicketıyla tanışmasının ardından West Indies, İngiltere'yi 398'de sınırlayarak ilk devredeki zahiyatını 145 koşu olarak belirledi. Ne var ki Karayiplerden gelen kriketçiler, ikinci defa geldikleri batting'de "döküldüler." 35 koşu alana kadar kaybedilen 4 wicket, büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Testlerin şuanki bir numarası, Shivnarine Chanderpaul bir kez daha İngiltere'nin karşısında durabilen tek adam oldu. Kısa sürede devreyi toparlayarak West Indies'ın takibini başlattı. Fakat arkadaşlarından ne derece yardım görebileceği meçhul.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 & 120/4 (Chanderpaul 87*, Broad 7-72& Chanderpaul 34*) İngiltere 371(Strauss 122, Bell 61, Gabriel 3-60)


4. ve 5. Günler: 


Roach'ın iki wicketı, İngilizleri korkuttu




West Indies'in iyiden iyiye maçı kazanmak adına umutlandığı bir perioyodun da yaşandığı iki gün sonunda gülen taraf, eldeki 5 wicketla kazanan İngiltere oldu.

Bir önceki günden kalan, Chanderpaul kabusundan bir türlü uyanamayan İngilizler, 4. gün de duruma çözüm getiremediler. Chanderpaul'dan esinlenen başta Marlon Samuels olmak üzere, Denesh Ramdin ve hatta kaptan Darren Sammy  gibi vurucular da bir adım öne çıkarak West Indies'in dördüncü günün son 20 dakikasına girilirken 345'e ulaşmasını sağladılar. İngiltere'nin galibiyet için 217'ye koşuya ulaşması gerekiyordu. Özellike Broad'ın dışında Jimmy Anderson'un ve Tim Bresnan'ın, havaya giren West Indies karşısında etkisiz kalması dikkat çekiciydi. Daha da kötüsü, son seansın bitimine kısa bir süre kala, ikinci devreye başlamak zorunda kalmışlardı. Bir takım için, zorluk çıkarıcı bir durumdur; çünkü rakibinizin kaybedeceği bir şey yoksa, tüm gücüyle ani wicketlar için saldıracaktır.
Nitekim böyle oldu ve wicketları hedefleyen ve agresif atışların adamı Kemar Roach, hem A. Strauss'u, hem de gece bekçisi Jimmy Anderson'ı avlayarak rakibin 10/2'de kalmasını sağladı. West Indies, 4. günü umutla bitirmişti.

Son gün, İngiltere'nin galibiyet için 191 koşuya ihtiyacı vardı. Normal şartlarda, özellikle Roach-Edwards ikilisinden gelecek saldırgan topları kayıpsız atlattılar mı, bu işin üstesinden gelmeleri zor değildi ve görev için biçilmiş kaftan da Alastair Cook'tu. Cook, Jonahtan Trott ve Kevin Pietersen gibi çok sayı kazanmayı umduuğu iki vurucusunu bir anda kaybederek 57/4'te kalan ve paniklemeye çok yaklaşan İngiltere takımına sakinlik kazandırarak galibiyet için gerekli koşuları almasını sağlayan adamların başında geldi.

Cook, kriz anında sakin kalıp takımı zafere taşıdı

Oyun içinde istikrardan uzak olması en zayıf yönü gibi gözüken West Indies, üst üste kazandığı wicketlardan sonra Karayipli Ruhu'nu yakalamış ve tarihi bir zafere o kadar da uzak olmadığını düşünürcesine çılgınca eğlenmeye başlamışken, karşısında Ian Bell'i buldu. Bir önceki devrede de, West Indies'in hevesini kıran Bell, Cook'la beraber yaptığı 5. wicket savunması sayesinde takımı galibiyete ulaştıran adamlardan ikincisi oldu.

Falsolu atıcı olmaksızın oynayan West Indies, İngiltere'ye öldürücü darbeyi yapmadan önce uyutacak bir oyuncuya sahip olmadığı için kaybetti. Özellikle Marlon Saumels'in kötü bir gününde olması da bunda önemli bir faktör oldu.

Maç Özeti: İngiltere 5 wicket farkla kazandı.

İngiltere 398&192/5(Cook 79, Bell 63*, Roach 3-60) & West Indies 243/9&345(Chanderpaul 91, Samuels 86, Broad 4-93)


Seri: İngiltere 1-0 West Indies (3 maç üzerinden)


foto: guardian.co.uk
        telegraph.co.uk
       topnews.in

24 Nisan 2012 Salı

West Indies-Avustralya 3. Test, Dominika

Shane Shillingford




1. Gün: Serinin üçüncü maçı, güneşli bir havada başladı. Para atışını kazanan M Clarke devreyi battingle açmaya karar verdi. West Indies takımındaki tek değişiklik, sakatlığı geçen Ravi Rampaul'un, Fidel Edwards yerine hızlı atıcılar arasına alınması oldu. Avustralya'ysa bu maçta Mitchell Starc-Ryan Harris ikilisini yeniden devreye soktu. Harris, sakatlanan James Pattinson'ın yerine oynarken; Beer- Starc değişikliği takımın tek uzman spinnerla oynayacağını haber veriyordu: Nathan Lyon.

West Indies, ilk seansın bitimi olan yemek arasına kadar bir tek Ed Cowan'ın wicketını alabildi. Rampaul yeniden Testlere merhaba derken eleştirilmeye başlanan Cowan, ilk overın sonunu göremedi. Bundan sonra son derece temkinli oynamaya başlayan David Warner-Shane Watson ikilisi takımı öğle arasına kadar 69/1'e getirdi. Bu, çok yüksek bir skor sayılmazdı.

Yemek arasından sonra Darren Sammy, biraz daha yavaş atışlara ve falsoya ağırlık verdi. Kaptan, önce bizzat kendisi Shane Watson'ı oyun dışına göndererek başlarda düşürdüğü topu telafi etti. Ardından bir önceki maçın yıldızı Shane Shillinford  devreye girdi ve David Warner'ı çıkardı. Warner yine de Test kariyerindeki ilk 50'sini yapmayı başarmıştı. Çay arasına 136/3'le gidilmesi, West Indies'i rakibi iyi baskıladığını gösteriyordu. Uzun boylu offspinner, son seansta da durmadı; maçtaki  ikinci hedefi, yine 50'yi bulamayan Ricky Ponting oldu. Ancak  23 koşu yapan  Ponting, Test tarihinin en fazla sayı üreten ikinci adamı olmayı başardı. Avustralya eski kaptanı unvanı, geçtiğimiz günlerde test kariyerine son veren Rahul Dravid'den aldı. Maça dönecek olursak; kaptan Micheal Clarke ve Micheal Hussey de fazla katkı yapamadan Shillingford rüzgarıyla kendilerini pavilyonda buldular. Durum bir anda 164/6'ya geldi. Çiçeği burnunda wicketkeeper Matthew Wade, işleri biraz yoluna koymadı başardı ve bu seride ilk kez görev alan Mitchell Starc'la birlikte takımı kısa bir sürede 212/7'ye taşımayabildiler. Devre, şu ana dek Avustralya'nın serideki en kötü devresi oldu desek yeridir.

1. Gün Özeti: Avustralya 212/7(Warner 50, Wade 22*, Shillingford 4-77)


Matthew Wade 



2.Gün: Dün kapanış seansında avantaj yakalayan West Indies için bugün rüzgar tersine döndü ve tecrübesiz olarak nitelenen batsman ekibi yine çöktü. İlk darbe, sabah seansında geldi. Dün hızlı biçimde takımı ayağa kaldırıp 212'ye getiren Matthew Wade bugün de 100'ü aşarak ilk seans sonunda Avustralya'yı 328'e getirmeyi başardı.  Dünün yıldızı Shane Shillinford, Wade'e epey bir koşu verse de ilk devreyi 6 wicketlık bir performansla tamamladı.

İkinci seansta batsman rolüne geçen West Indies, yine umduğunu bulamadı. Avustralya hızlı atıcılarından yine devrenin başında Braitwaite'den hızlı bir biçimde kurtulmayı başardı. 4 farklı atıcı, Hilfenhaus, Watson, Lyon ve Harris'i de erken şekilde oyuna sokan Clarke, Nathan Lyon'dan umduğu çıkışı yakaladı. Sağ elli offspinner, Adrian Barath'a yeni bir hayal kırıklığı daha yaşattırdı ve West Indies'i 61/2'de tuttu. Bu, önemli bir andı çünkü hemen ardından bir başka yavaş atıcı David Warner'ın wicketıyla Avustralya düzlüğe çıktı. Yukarıda bahsettiğimiz çöküş, son seansta yaşandı. Tıpk dün olduğu gibi, iyice yavaşlayan zeminde West Indies kadrosu, Chanderpaul dışındaki tüm iyi batsmanlarını kaybetti. 165/8'lik skor; rakip karşısında, ilk devre karşılaştırıldığında çok geride kalacaklarını gösteriyor.

2. Gün Özeti: Avustralya 328(Wade 106, Shillingford 6-119) West Indies 165/8(Chanderpaul 40*, Lyon 3-49)



Ed Cowan 




3.Gün: Gün, Ponting ve Cowan'ın rahat nefes aldığı ve işlerin Avustralya lehinde ilerlediği gün oldu. Sabah seansında, Chanderpaul'un beklendik direnişine Ravi Rampaul da katıldı ve West Indies, yeniden battinge geçmek için kalan 2 wicketı temizlemekle meşgul olan Avustralya'yı 1 buçuk saat boyunca uğraştırdı. Düzeni bozan yine Nathan Lyon oldu ve arkası çorap söküğü gibi geldi. West Indies, devreyi 218'le kapattı ancak Avustralya, seans arasına gitmeden önce 4 overlık bir bölüm oynamak zorunda kaldı. O küçük kısımda da Roach'a piyango vurdu ve David Warner'ı avladılar. Kaptan Darren Sammy, yemek arasından dönüşte Shillingford'u yeniden atışlara gönderdi ve offspinner Shane Watson'ı da çıkarınca Dominika'daki kalabalığı keyiflendirdi. Son maçlarda olduğu gibi Ponting, Cowan ve Clarke'dan da fazla sayı yemeden kurtulabilinirse, West Indies yeniden avantaj yakalayabilecekti. Fakat olmadı..Ponting-Cowan ikilisi takımı 25/2'den alıp, 2. seansın sonunda 94/2'ye getirdiler. Sammy belki bu seansta, belki Deonarine'in falsolu atışlarından biraz daha fazla yararlanabilirdi ancak belki de  ikilinin epey 4 bulması, onu bu karardan uzaklaştırdı. Onun sırası son overda geldi ve Sammy'nin güzel yakalayaşından da yardım alarak Cowan'ı çıkardı. Ponting bir süre daha dayanıp, Avustralya adına farkın 300'e çıkmasını sağladı. Ardından Ponting-Clarke ve Wade üst üste çıktılar.   Ekibin maçı kazanma şansını artıracak şans gelmişti fakat tam anlamıyla değerlendirilemedi. Yarın Micheal Hussey'den en az bir 50 gelmesi halinde Clarke'ın son seansta skoru deklare etmekte çok tereddüt etmeyeceğini düşünebiliriz.İbre, halen Avustralya'dan yana .


3.Gün Özeti: Avustralya 212/7(Wade 106, Shillingford 6-119)&200/6(Ponting 57, Cowan 55, Deonarine 2-28) West Indies 218(Chanderpaul 68, Lyon 4-69)


4. ve 5. Günler: 4. gün pek de beklendiği gibi başlamadı. Özellikle M. Hussey'nin fazla koşu kaydedemeden çıkması West Indies'e galibiyet umudunu getirdi. Fakat Mitchell Starc-Nathan Lyon-Ryan Harris gibi alt sıra vurucularından  yine kolayca kurtulamamışlardı ve takip etmeleri gereken koşu 370'e kadar çıkmıştı. Üstüne üstük, Avustralya'da M Clarke, 4. atışlara geldiği kısa periodda Chanderpaul'unki de dahil olmak üzere 3 wicket birden alınca West Indies'in işi zora girdi. Adrian Barath yine sayı kaydedemeden çıkarken "Bu adam ne zaman oynayacak?" sorusunu bir kez daha sordu. Yine de 173/5, galibiyet çıkaramayacakları bir skor değildi. Son günde Darren Sammy, bir arada adeta bir T20 hızıyla aldığı koşularla Dominika'daki izleyicileri galibiyet için heyecanlandırdı ancak rüyayı yarıda bıraktıran oyuncu, Nathan Lyon oldu. Lyon-Clarke ikilisi, yavaş atışçıların damga vurduğu serinin son maçında toplam 20 wicketın 12'sini almayı başardı. West Indies'in zorlayıp zorlayıp hevesinin kursağında seriler olarak hatırlanacak bu Testleri Avustralya 2-0'lık galibiyetle kapattı. West Indies'in serilerden en büüyk kazanımı Shane Shillingford oldu; Avustralya'ysa Matthew Wade'i Test takımına ısındırdı.

Test Özeti: Avustralya 212/7(Wade 106, Shillingford 6-119)&200/6(Ponting 57, Cowan 55, Deonarine 2-28) West Indies 218(Chanderpaul 68, Lyon 4-69)&294(Chanderpaul 69, Sammy 61, Clarke 5-86) 


Avustralya 75 koşu farkla kazandı ve serileri 2-0'lık galibiyetle noktaladı. 




fotokaynak: theaustralian.com.au
guardian.co.uk 

17 Nisan 2012 Salı

Micheal Clarke: Sakin Güç-2. Bölüm


Sri Lanka serisinden sonra sıra, Güney Afrika turuna gelmişti. Ne olduysa da burada oldu. Tarihe geçecek çılgın bir kriket günü sonrasında tam 23 wicket düşmüş, Avustralya'nın elinde gözüken maç, Vernont Philander'in unutulmaz performansı ya da bir başka deyişle Avustralya batsmanlarını tereyağından kıl çeker gibi birer birer avladığı atışları sayesinde Güney Afrika'ya gitmişti. Clarke'ın Avustralyası o gün ikinci devrede sadece 47'ye gidebildi ve , 100 yılı aşan kriket tarihinde, bir devrede en az sayı yapan versiyon olmaya çok yaklaşmıştı. Takımın eski test oyuncularından Bryce McGain olayı şöyle özetledi: "Evet, bu izlediğiniz Avustralya, Avusturya değil." Kaptan Clarke, bunu yaşamak, acısını hissetmek zorunda kaldı. Muhtemelen eğer öteki dünya varsa ve Clarke oraya gidecekse, Sir Don Bradman'a bunu açıklamakta zorlanacaktır. Elbette, sonraki Testtte Brad Haddin-Micheal Hussey'nin kahramanca direnişi sayesinde seride beraberlik kurtarıldı. Burada Clarke'ın sakin kalıp takımı toparlayabilmesi önemliydi. Ayrıca bu karşılaşmada 6 over için atışlara gelen kaptan, 2 de wicket alarak Wanderers Stadyumu'ndaki 310 koşuluk rekor takibi gerçekleştiren takımın bir parçasıydı. 

Hemen ardından Yeni Zelanda Tesi geldi. Clarke, genç hızlı atıcı James Pattinson'a güvendi ve bu sayede Avustralya ilk maçı 9 wicket fark gibi rahat bir skorla kazandı. Clarke da 132 yaparak galibiyette önemli rol oynadı. İkinci maçıysa fazla hatırlamak istemeyecektir çünkü G. Afrika'daki dağılışa benzer bir performansla Avustralya, tam 26 yıl sonra Yeni Zelanda'ya kendi sahasında Test maçı verdi. 

Bir sonraki Test'te Avustralya Hindistan'ı ağırladı. Doğrusu Hindistan'ın bu denli dirençsiz olacağını evsahipleri bile beklememekteydiler. Zaheer Khan'ın sakatlığından tam kurtulamayışı ve Ishant Sharma'nın da benzer dertlerden muzdarip olması, Hindistan'ın felaketini hazırladı. Fakat bu Test serisi, Hindistan'da belki bir dönemi kapatırken, M. Clarke'a belki de kariyerinin  en parlak serilerinden birini yaşattı.  Sydney'deki ikinci Test'te 300'ü aşan batsmanlar kulübüne giren kaptan, 329 koşuya ulaşmışken şaşırtıcı şekilde takımın skorunu deklare etti. Bir Avustralya kaptanı tarafından yapılan en yüksek skorun 334 olduğu(Mark Taylor, 88-89 Pakistan Testi ve Don Bradman 1930, Ashes) düşünülürse, bu çok fedakarca bir davranıştı. Clarke, takımının galibiyete bir an önce ulaşabilmesi için kendi rekoruyla tarihe geçme şansını geri çevirmişti. Nitekim atıcı takım arkadaşları da Clarke'a galibiyeti hediye ettiler. Maçtan sonra konuşan Clarke, "Rekoru geçmek hiç aklıma gelmedi." dese de manşetlerde kendisinden çok takımın konuşulmasını istediği belliydi. Sonraki Test'teyse 210 yapan Clarke, Ponting'le beraber serinin yıldızı olurken, aynı serideki iki ayrı maçta hem 200'ü hem de 300 koşuyu alma başarısı gösteren üçüncü batsman olarak tarihe geçti. (Don Bradman, Wally Hammond). Avustralya, seriyi 4-0'la kazandı. 

Micheal Clarke'ın son macerasıysa, devam etmekte olan West Indies serisi. Sakatlığından kurtulan kaptan, Avustralya'nın kazandığı ilk testle birlikte manşetlere taşındı bile. Bugüne kadar hem bowler, hem de batsman rollerindeki başarıyla rüştünü ispat eden Clarke, bu kez de kaptanlık vasıflarını konuşturdu. West Indies'in galibiyete daha yakın olduğu testte seans arası yaklaşmaktaydı. Kaptan, devre skorları karşılaştırıldığında geride olan ekibinin biraz daha vurucu takım olarak kalmasına göz yumup sağlamcı bir yaklaşımla en azından beraberliği garantilemek için bekleyebilirdi, fakat bunu tercih etmedi. Hızlı atıcısı Ben Hilfenhaus'a güvendi; Avustralya 43 koşu gerideyken skoru deklare etti ve takımı atışlara geçildi. Nihayetinde Hilfenhaus 4 wicket birden temizleyerek bu taktiksel hamlenin başarıyla sonuçlandığını müjdeledi. Nefes kesen bir finalle kazanan yine Avustralya oldu. 

Avustralya kaptanı Micheal Clarke'ın, kötü başlayan ama giderek düzelen, yakın zamanda, hem iyi hem de kötü anlamda tarihe geçtiği dönemi kısaca özetlemeye çalıştım. Sözün özü, Ricky Ponting'in yıldızı yavaş yavaş sönerken,  Clarke daha şimdiden unutulmaz Avustralya kaptanları arasına girdi bile. 

16 Nisan 2012 Pazartesi

Micheal Clarke: Sakin Güç-1. Bölüm


Avustralya kriket tarihine geçmiş bir sürü kaptan var. Bunlar arasında en çok hatırlananları, efsane batsman Don Bradsman, 50'ların başında düşüşe geçiren Avustralya'nın ayağa kalkmasını sağlayan Richie Benaud, ilk iyi kaptanlar arasında ilk beşe rahatlıkla girecek olan Ian Chappel, Allan Border, Steve Waugh ve günümüze daha yakın bir tarihten itibaren wicketkeeper-batsman rolü ve centilmenliğiyle gönüllere taht kurmuş Adam Gilchrist'le, görevi geçtiğimiz yıl bırakan ve 2000'lere damgasını vuran  Ricky Ponting. Micheal Clarke kaptan olduğunda akıllardaki soru, o dönem eleştirilmekte olan 30 yaşındaki  oyuncunun, bu isimler arasında nasıl bir yere sahip olacağıydı. Beklenenden çok çabuk şekilde etkisi hissedilen Clarke, daha şimdiden bir kaptan olarak özel anlar yaşamış bir Avustralyalı oldu. Clarke'ın 1 yılı aşkın kaptanlık sürecini, iki bölüm halinde derlemeye çalıştım. Bu yazıda, kaptan oluşu ve ilk testlerine yer verdim.

Ben Micheal Clarke'ı, Avustralya Futbolu'nda tanıyorum. O dönem daha içli dışlı olduğum bir spor olduğundan, Brandon Fevola-Lara Bingle-M Clarke aşk üçgeninden manşetlere yansımıştı Clarke. Hatta daha sonradan Carlton'dan, hatta Brisbane'den de kumar ve içki sevdası yüzünden kovulan Fevola, eski sevgilisi Bingle'ın çıplak fotorgraflarını internete vermekle suçlanmıştı. O dönemde Bingle, Clark'la çıkıyordu ve bu olayın da etkisiyle morali bozulan yıldız adayı Test serisinden ayrılmak zorunda kalmıştı.

Clarke hakkında, biraz daha fazla izlenim edinebildiğim yer, 2010 T20 Dünya Kupası oldu. Oyun formatının genel karakteristiğine aykırı olarak çok sağlamcı bir görüntüde olan Clarke, pek heyecan yaratıcı bir oyuncu gibi gelmemişti bana; fakat bir şekilde takım kaptanlığına çıkarılmıştı. Hatta o günlerde, kadın izleyicilerimizden biri-Okcan Basat teyit edecektir- "Clarke, Ponting'in adamı olduğu için mi kaptan oldu?" sorusunu sormuştu. Ben içimden "öyledir herhalde" diye geçirmiştim doğrusu ama Okcan Abi, Clarke hakkında acele etmedi. Avustralya, onun kaptanlığındaki ilk başarısızlığını, 2010 T20 Dünya Kupası'nı finalde İngiltere'ye kaptırarak yaşamıştı.

2011'daki Ashes hezimeti ve ODI Dünya Kupası başarısızlığından sonra artık Ponting'in suyu ısınmıştı. O kaptanlıktan alınırken, yerine hazırladığı Micheal Clarke, Twenty20 kaptanlığını Cameron White'a teslim edecek ve büyük göreve getirilecekti. Ne var ki Clarke'ın, o dönemde batsman olarak görevini çok başarılı şekilde uyguladığı söylenemezdi. İnişli çıkışı bir grafiğe sahipti. Yüksek tekniği, iyi savunması ve adeta her an verimlilik hesabı yapan bir bilgisayar gibi çalışan bir kriket zekasına sahip olduğunu yazan gazete makalelerini bulmak çok da zor değildi; fakat Clarke üzerindeki baskı artmaya başlamıştı. Onunla ilgili aklımda kalan başlıca izlenim, sakinliğiydi. Ne olursa olsun moralini bozmuyor, kimseye haddini aşan açıklamar yapmıyor ya da kavga etmiyordu. Tam bir beyefendi havasında, bildiğini okuyan biri görünümünde, insanın siniri bozacak ölçüde serinkanlıydı.

Avustralya kaptanı olmak öyle kolay iş değildir. Bir defa aldıysanız, gerçekten hak ettiğiniz için almışsınızdır ve kaybederseniz, sıranız asla ve asla bir defa daha gelmeyecektir. Clarke, Test kariyerine yaptığı harika başlangıçtan sonra(Önce 2003 Hindistan serisini kazandıranlardan biri oldu, sonra da Yeni Zelanda'ya karşı da 100 yapmayı başardı) bir defa takımdan kesilmek ne demek öğrenmişti. O günlerden edindiği tecrübeninden olacak, tam da sıkınıtya düştüğü sırada, kaptanlığıa yükseltildikten sonraki performansları git gide düzelmeye başladı. Önce Agustos Ayı'nda, benim aklımda "askerdeyken çarşı iznimi internet kafede geçirttiren seri" olarak kalan Sri Lanka serisi geldi ve Clarke burada, 2 yıl sonra 100 yaptı. Bununla beraber, takımı organize edişi bakımından seçicilere, "Doğru adamı buldunuz" mesajını vermişti bile...