17 Eylül 2012 Pazartesi

Kriket Neden İzlenebilir?

Eurosport2 ekranları, önce T20 Dünya Kupası ve ardından da Kriket Şampiyonlar Ligi'yle, yaklaşık 1 aylık 10 günlük bir kriket sürecine giriyor. Ben de, kanalımızda yayınlanacak olan bu sporun diğer sporlara kıyasla, neden o kadar da sıkıcı olmadığını, pekala izlemek için bazı sebepler bulunduğunu,  aşağıdaki başlıklarda toplamaya çalıştım. Sonuçta, en sevdiğiniz grubun yeni albümündeki tüm şarkıları, en azından ilk kez dinlediğinizde, aynı keyif ve mutlulukla dinlemiyorsunuzdur. Bazen sıkıldığınız da olur. En azından bende böyle bu iş. 

Şu iddialı cümleyle başlayayım: T20 kriketi, sıkıcı değildir. Yani sıkıcıysa da en azından diğer sporlar kadar sıkıcıdır. (Bu noktada Aziz Yıldırım'ın "En az diğer takımlar kadar temiziz" yorumundan yardım aldığımı itiraf etmeliyim).  Kriket sporu, çoğu 5-10 dakika zap arasında bakmış kimseler veyahut büsbütün yabancı olduğu şeye "kötü" deme refleksini geliştirmiş insanlarımız( illa ki Türk olmasına gerek yok)  tarafından sık sık sıkıcı ve 'saçma' olmakla itham edilir. Ayrıca iddialara göre zengin sporudur, burnu havada İngilizlerle, kültürleri bizimkinden farklı olduğu için tuhaf bulunan eski İngiliz sömürgesi Güney Asyalıların oyunudur. Bu nedenle de izlemeye değer değildir gibilerinden düşünceler, bir çoklarının zihninde kökleşmiş fikirler kanımca.  Bana, bunun neden böyle olmadığını düşündürten sebepleri sıralamaya tek tek başlayayım.  

Süre : Kriket maçları uzundur, bu doğru. Test Formatı'nda, evet, maçların 5 günde bitmesi, pek de nadir karşılaşılan bir durum değildir. Ne var ki bu, oyuncular sabahtan akşama kadar hiç durmadan, nefes almaksızın birbirlerine top atıyor anlamına da gelmez. Krikette bir gün 3 seansa ayrılır ve bu seanslar da yaklaşık 2 saat sürer. Dolayısıyla topun oynandığı süre yaklaşık 6 saat,  seans arası molalarla hesaba katarsak yaklaşık 7 saatlik bir süreyi kapsar. Bu seans araları, geçmişe referans veren adlandırmalarla: Yemek ve Çay arası olarak anılır. Aristokrat günleri anımsatan bu isimlendirmeler, elbette günümüzdeki soğuk 'devre arası' lafının, hoş ve retro muadilleridir. Kaldı ki bu kadar fazla zaman alan  başka sporlar da vardır: Bisiklet veyahut Snooker.  Bisikletin şansı, pedalları çevirenlerin sürekli yol alıyor oluşu, yeni yerler gezişi ve bizim de bahaneden manzarayı izlememizdir. Tabi ki bunun yanında keyifli kültürel bilgilerle adeta yayınlar adeta bir belgesel haline dönüşür. Ne var ki yarışma dinamikleri olarak bakıldığında, o kadar da hızlı-hareketli, adrenalin dolu değildir. Krikette bir maç maksimum 5 gün sürüyorsa, bisiklette büyük turlar 3 hafta sürer. Bu süre içerisinde bisikletçilerimiz, sabahtan akşama kadar pedal sallarlar. Sprint finişlerinin aynısı, bir kriket maçının final gününde yaşanan heyecana benzerdir. Bazen son topa, son pedala gidebildiği gibi gider heyecan. Sıkıcı dağ etaplarıysa, zorlu testlerin 3. günlerine benzer. Bireysel performansların öne çıkması gibi, takım için kendini feda edenlere rastlamak, pekala bisiklette olduğu kadar, krikette de mümkündür. Bir zamanlar bu ülkede bisiklet de 'izlenmeyecek sporlar' kategorisinde yer alıyordu. 

Heyecan: Twenty20 formatı, Test formatına göre epey kısadır; yaklaşık 3 saat sürer. Bu maçlarda yaşanan heyecansa, sıradan bir Test gününe oranla çok daha fazladır. Bazen son topta galip tarafın değiştiği görülür, oyunda geri dönme ihtimalleri hiçbir zaman sıfıra indirgenemez; çok durağan giden bir maç, bir anda heyecan fırtınasına dönüşebilir. Futbolla bir kıyaslama yapmak gerekirse; bir futbol maçının da hiçbir sıkıcı yerinin olmadığını söylemek de doğru olmaz. Bazen yüksek heyecan yaşanan maçlar 0-0 biter; bazen kalitesiz bir mücadelenin, 2-2'lik skora rağmen heyecanlı olduğu iddia edilemez. T20 kriketinde de, benzer durumlar karşımıza çıkar. Kimi zaman sıkılır insan ama bunun için oyunun topyekün heyecansızlığından bahsedilemez. 

Elitizm: Kriket çoğu zaman bir zengin ve elit sporu olarak nitelendirilir. Köklenlerine inilidiğinde, bu doğrudur. Hatta İngiltere'nin İngiltere olduğu dönemlerde sembolü olmuş bir emperyalist spordur. O denli elit kökenleri vardır ki, İngilizler bu sporu yaymaya bile tenezzül etmemişlerdir. Dikkat edilirse, sadece eski koloniyal geçmişe dayalı ülkelerde(Avustralya, Güney Afrika, Hindistan gibi) yaygın olarak oynanır. Fakat sporun elitliği ve İngiliz kökenleri, zaten diğer tüm sporlar için de geçerlidir. Futbolundan küreğine, eksriminden cimnastiğine, hokeyine ve  rugbysine kadar bir sürü spor, zaten dünyada modern dönemin ortaya çıkış sürecinde doğmuştur. Kökenleri elittir. O dönemlerde tuzu kuru olmayan adamın, modern anlamda spor yapması gibi bir  durumdan söz edilemez. Daha alt tabakadan, işçi sınıfından  gençlerin ekmek kapısı haline gelmesi, örneğin futbolun elitist yüzünü dengelemiştir.  Kriketse popülerliklte yukarıda saydıklarımızın bir çoğuna göre geride kalmıştır. Bunun temel sebebi, modern ekonomik sistemin gereklerine uyamamış olmasıdır. Hem süresinin uzunluğu, hem de oyunun oynanış biçimi, günümüz tüketici toplumunun zevklerine ters düşer. Kriket bir sabır ve strateji oyunudur; kendince benimsediği değerleri, (Victorian değerler diyebileceğimiz gurur, dürüstlük, centilmenlik, parayı ön planda tutmayan amatör ruh) 'Nasıl daha fazla yere yayılırız, nasıl daha büyük bir reklam malzemesi oluruz' zihniyetinden korumak için uzun süre direnmiştir. Ne var ki sonunda ekonomik gerçeklere yenik düşmüş ve çok daha kısa ve hızlı bir oyunun oynanmasını sağlayan T20'yi icat etmiştir. Bugün elitistlikle itham edilen kriket sporundan ekmek yiyenler, muadil futbolcu arkadaşları kadar fazla para kazanamamaktadırlar. Kriket 1900'lerin başında Avustralya'nın ve yine 70lerde Karayiplerin  eski efendilerine, yani İngilizlere  karşı başkaldırışlarının sembolü olmuş, dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Bangladeş ve Zimbabwe'yle, din çekişmesini spor alanına taşıyan Hindistan ve Pakistan'ın  birçok fakir mahallesi sakinine 'bir gün zengin olma' umudunu veren bir toplumsal fenomene dönüşmüştür; önemli tarihi ve sosyolojik okumaları mevcuttur.  Dolasıyıla günümüz kriketinde, diğer kürek, tenis, rugby  gibi  burjuva kökenli  sporlara nazaran ağır basan, sivri  bir elitizm yoktur. Hatta bu bakımdan, kriketin çok gerilerde kaldığı dahi söylenebilir. Bugün, dünynın en çok kazanan sporcuları arasında yer alan adam, Hindistan kaptanı MS Dhoni'dir, evet, fakat bu, kriketin getirisiyle ilgili değil, Hindistan'ın kendi içindeki eşitliksiz gelir dağılımını yansıtan bir veridir. 

Tempo: Oyunun Türk izleyiciler tarafından en çok eleştirilen tarafı, tempo düşüklüğüdür. Yukarıda da belirttiğim gibi, T20 formatında tempo düşüklüğü daha çok dönemsel gel-gitler gibidir, geçici bir durumdur. Fakat elbette, basketboldaki tempoyu krikette arayanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Oyun bu açığı strateji ve değişken zenginliğiyle kapatır. Topu atan atıcı, topun eski-yeni olması, zeminin o günkü ve hatta o anki özelliği, hava koşulları, vurucu oyuncunun formu ve şansı, saha savunucusunun dikkati ve hakemin kararı gibi çok boyutlu bir denklem içinde, kollamanız gereken pek çok ayrıntı vardır. Uygulanan taktikler ve stratejiler, ancak maç başından itibaren dikkatlice takip edilirse anlam kazanır. Bu bakımdan, anlık heyecan sporlarından, söz gelimi kayakla atlamadan aldığınız adrenalini burada bulamayacaksınızdır; evet, ama bu ülkenin tenis veyahut snooker'a gösterdiği ilgi ve sadakat seviyesi düşünüldüğünde, görece strateji zenginliğinden ötürü, kriketin de hoşa gidebileceği mantıksal bir çıkarımdır. Örneğin teniste hep topun, havadaki nemden ne kadar etkilendiği, oyuncunun, zeminin hızlı veyahut yavaş olmasına göre nasıl taktikler uyguladığından bahsedilir. Kriket topu, tenis topuna göre çok daha fazla yön değiştirebilen, zeminse, tenis zeminlerine göre çok daha pürüzlü ve engebeli olma potansiyeline sahip ve daha büyük sürprizlere gebedir. 

Elbette, yerleşmiş kültürel değerler içerisine yenisini yerleştirmeyi önermek, pek de gerçekçi sınırlar içerisinide kalmamakta. Yani tutup da, kriket haberlerinin manşet olacağı günlerin peşinde falan değilim bu satırları yazarken. Sadece şunu düşünüyorum, madem spor bir şov dünyası, T20 kriketi de bir şovdur. İnsanların hiç anlamadığı, yepyeni  tüketim ürünlerine karşı direnmesi, yıllarca oturtulmuş, dayatılmış alışkanlıkların yanına yenisini koyması, her şeyden önce, dışarıdan gereksiz gibi gözükmektedir. Her ne kadar yozlaşmış da olsa, işim gereği, biricik sevgilimiz futbolun sıkı takipçilerinden biriyim ben de halen. Fakat T20 kriketi gibi uzaylı sporlar, hiç değilse, Eurosport2 ekranlarına küçük bir bakışı hak ediyor. Yayınlarda,  her zaman olduğu gibi blogumuzun kurucu yazarı Okcan Basat, yorumlarıyla yanımızda. Öyle tahmin ediyorum ki  kendisi öğretici v e bazen de izleyicilerin kanını donduran hikayeleri hazırlamış durumdadır. Herkese kolay gelsin. 

11 Eylül 2012 Salı

Kriket Nedir?

Kriketin türleri.
Kriket formatları ülkeden ülkeye çeşitlilik gösterir; ancak uluslararası müsabakalarda uygulanan üç ana format vardır. Bunlar;

1- Test Formatı
2- ODI Formatı
3-Twenty20 Formatı

şeklindedir. Biz burada T20 formatından bahsedeceğiz. 

Twenty20 Formatı: Diğerlerine göre, nispeten bebek yaşta kabul edebileceğimiz bu formatta maçlar, 20'şer over'dan oluşan iki devreden oluşur. 1 over, 6 topun gönderilmesiyle sonlanır. Basit bir hesapla, bir devrede en az 120 top gönderildiğini söyleyebiliriz. Maçlar, devre arasını da hesaba katarsak, yaklaşık 3 saatlik bir zaman dilimini alır.


Kriket Sahası: Kriketin oynandığı alan, plan olarak yukarıdaki gibidir. Gördüğünüz oval yeşil bölgeyi, ipler çevreler. Boundary denilen yer, bu iplerin dışıdır. Pitch denilen alan, topların gönderildiği, atıcı ve vurucuların yer aldığı alandır.


Pitch/Wicket: Bu alanın önemi büyüktür çünkü zemin, maçın gidişatında belirleyici rol oynar. Bu özel zeminin fazla düz ve pürüzsüz olması veyahut yer yer çatlaklar içermesi, topun yerde ne kadar sekeceğinden, sektikten sonra nereye gideceğine dair bir sürü konuda belirleyicidir. Aslında oyunun keyfi biraz da zeminin özelliklerinin maçtan maça ve hatta devreden devreye değişmesinden ileri gelir. 

Popping crease denilen çizgi, vurucuyu ilgilendiren bir çizgidir. Bu çizgi, hem stumped, hem de run-out durumlarında belirleyici rol oynar. Çok kaba bir özetle,oyuncunun oyunda kalabilmesi için, bir ayağının veya sopasının yere değen kısmının bu çizginin gerisinde kalması gerekir.  (bkz. stumped, run-out)

Bowling crease'se, atıcının ilgi alanına girer. Atışın geçerliliği konusunda belirleyici bir çizgidir.(bkz. Atışın Geçerliliği)



Stumps, yanyana bulunan ve üzerlerinde ik tane çubukçuk(bails) yerleştirilmiş olan üç çubuklu yapıya tekabül eder. Kısaca kale de diyebiliriz. Çubukçukların havaya kalkması durumunda kale bozulmuş sayılır.

Offside/Leg Side:  Çok sık kullanılan kriket terimlerinden biridir. Temel olarak, sağ elli bir vurucunun sağ tarafı, offside'ı ifade eder. Diğer tarafsa leg-side olarak adlandırılır. Sol elli bir vurucu içinse bunun tam tersi geçerlidir. (sol elli vurucunun sol tarafı offside'dır)



Atış(Bowling)  Bir kriket takımında atıcı takımın amacı, rakibin aldığı koşu sayısını sınırlamak veya rakip vuruucları oyundan çıkarmaktır; yani wicket almaktır. Bir takımı oluşturan 11 oyuncu da atış yapabilir. Bir overda atış yapan oyuncu, herhangi bir sakatlık olmamış veyahut hakem tarafından fark edilen bir disiplinsizlik sonucunda dışarıya gönderilmemişse overı tamamlamak durumundadır. Yukarıdaki videoda güzel atışlardan örnekler bulabilirsiniz.



Fielding(Saha Savunma)Bowling yani atış yapan takım aynı zamanda fielding da yapıyor olur. Tam Türkçe karşılığını ararsak, 'saha savunmak' diye çevirebileceğimiz fielding sırasında, atıcı takımın oyuncuları sahaya yayılarak atışı beklerler. Amaçları, vurucudan gelen topu havada yakalamak veyahut en kısa sürede tekrar atıcı oyuncuya ulaştırmaktır. Yukarıda, güzel bir fielding örneğini görmektesiniz. Topun dışarıya gitmesini engellemeye çalışan fielder, canhıraş vaziyette 6 sayıyı kurtarıyor.



Vuruş(Batting): Vurucu takımın amacı, koşu almaktır. Her vurucu takımın, karşılıklı  iki kale(stumps) önünde bekleyen iki oyuncusu vardır. Bunlardan biri, rakipten gelen topu karşılayan konumda, yani vurucu pozisyonundadır; diğeriyse koşu yapmaya hazır  beklemektedir. Bir takımın 11 vurucusu vardır fakat bunlardan 10'u kaybedilirse, vurucu takımın devresi sonlanmış olur. Yukarıda, güzel vuruşlardan  örnekler vardır.


Koşu: Krikette sayı alma yöntemidir. Atıcı topu attıktan sonra, karşılıklı iki kalede bekleyen vurucuların yer değiştirmesi, bir(1) koşu demektir. Mümkün olduğunca fazla koşu alabilmek için vurucu, atıcıdan gelen topu mümkün mertebede en az rakip oyuncunun bulunduğu, en kuytu ve uzak köşeye yollar. Koşu nasıl alınır, merak ediyorsanız, videoyu izleyin. Vurucu oyuncu topu yerde sekmek suretiyle dışarıya(sahayı çevreleyen iplerin ardına) gönderebilirse doğrudan 4 koşu, yere hiç temas ettirmeden bunu başarırsa 6 sayı alır.

4 koşu: Vurucu oyuncu topu yerde sekmek suretiyle dışarıya(sahayı çevreleyen iplerin ardına) gönderebilirse doğrudan 4 koşu alır.

6 koşu: Vurucu oyuncu topu yerde sektirmeden dışarıya(sahayı çevreleyen iplerin ardına) gönderebilirse doğrudan 6 koşu alır.


Ekstra Sayılar: Krikette, vurucu oyuncunun hünerleri sayesinde gelen sayılar kadar, rakip takımın başarısızlığı sayesinde alınan sayılar vardır. Bazen batsmanlar, kıllarını bile kıpırdatmadan sayı kazanırlar.

Bye: Atıcı oyuncu, topa sopasıyla vuramasa da, topun gittiği yer sayesinde zaman bulup koşu kazanabilir. Buna bye denir. Bazen atıcının gönderdiği top hiç kimseye temas etmeden, atıcının takımındaki diğer fielderlar tarafından da yakalanılamadan dışarı gider. Bu durumda 4 bye koşusu kazanılmış olur. Bu koşular vurucunun hanesine yazılmaz, takım hanesine yazılır.

Leg Bye: Atıcı oyuncunun vücuduna çarpan top bye olursa, buna leg bye denir. Pratikte, isim farklılığı dışında ,yukarıdaki duruma göre değişen bir şey yoktur.

Wide: Atıcı oyuncu, topu, vurucunun karşılayabileceği yükseklikte ve genişlikte göndermek zorundadır. Vurucunun leg side tarafına düşen toplarla, fazla açıktan off-side'ına giden toplar, geniş atışlardır ve atış tekrarı yapıldığı gibi, vurucu takım hanesine bir sayı eklenir.

No Ball: Atışın tekrarı ve rakip takım hanesine bir koşu yazılmasıyla sonlanır. En sık rastlanan şekli front-foot no ball'dur. Videoda, bir no ball örneği görülmektedir.

Front Foot No Ball: Bowling crease'in, yani atıcı çizgisinin önemine yukarıda değinmiştik. Eğer atıcı oyuncunun öndeki ayağı, top elden çıkarken atıcı çizgisinin tamamıyla önündeyse, bu bir önayak noball'udur T20 formatında, tekrar edilen atış, free-hit ismini alır.

Freehit: Ön ayak no ball'undan sonra gelen bu özel atışta vurucunun oyundan çıkma yollarından bir tek run-out geçerlidir. Yani oyuncu bowled veyahut  caught gibi yöntemlerle oyundan çıkmaz. Bu da vurucuya, ekstradan daha cesur vuruşlar yapma şansını verir.

Bunun dışında, atıcının baş hizasını geçen atışlardan bir over içinde iki tane göndermesi, topun "bowling" şeklinde tanımlanan ve gönderme anında dirseğin kırılmamasını temel alarak oluşturulmuş formatta gönderilmemesi gibi no ball sebepleri bulunur.

Wicket: Birden fazla anlamı olan bir terimdir. Bir anlamı, topların gönderildiği, atıcıyla vurucunun kozlarını paylaştığı zemindir. Bu zeminin özellikleri, günden güne ve hatta saatten saate değişir, bu da stratejilerde büyük farkları beraberinde getirir. Aynı zamanda, kaleyi de ifade eder.

Wicket Almak: Bilgisayar oyunu mantığıyla düşünürsek, temelde, bir takımın sahip olduğu 'can' sayısını eksiltmeyi ifade eder.  Örneğin T20 formatında her vurucu takımın, 10 wicketı vardır. Bu wicketlar, aslında 10 vurucuyu temsil eder. Wicket düşünce, bir vurucu oyundan çıkar. Peki bir wicket nasıl alınır? Yani bir takımın canı nasıl yenir?

Şu unutulmamalıdır ki, wicketı alan her zaman atıcı takımdır(fielding team). Wicket alabilme yollarından en sık karşımıza çıkanlar şunlardır:

1- Bowl Out: Vurucunun arkasında üç çubuk ve bunların üzerinde de iki tane küçük çubukçuk bulunur. Bunların bütününe kale denebilir. Çubukçukların havaya fırlaması, kalenin bozulması ya da düşmesi anlamına gelir. Eğer bu olay, atıcının yolladığı top sayesinde olursa, vurucu "bowled out" olarak oyun dışı kalır.



2- Caught(Yakalama): Beyzboldaki bir kural, krikette de aynen geçerlidir. Atıcıdan gelen ve vurucunun karşıladığı top, şayet yere inmeden atıcı takım elemanları tarafından yakalanırsa, vurucu oyundan çıkar ve vurucu takımın bir wicketı düşer.


Caught Behind(Arkada Yakalama): Eğer bu yakalamaya olayı, vurucunun arkasındaki özel fielder, terim adıyla wicketkeeper(kaleci) tarafından gerçekleşirse, buna arkada yakalama denir. 


2- Stumped: Vurucu oyuncu, kendi kalesinin önünde bulunan çizginin tamamen dışında bulunursa, kaleyi boş bırakmış sayılır. Söz gelimi, eğer vurucu oyuncunun bir ayağı, tamamıyla söz konusu çizginin gerisinde değilse, oyuncu savunmasız kalmış demektir. Eğer kalenin arkasındaki rakip oyuncu, yani wicketkeeper bu durumu fark ederse, topu yakalayıp kaleyi devirerek vurucuyu dışarı gönderebilir. Buna stumped out denir. Genellikle vurucu oyuncunun ıskasının ardından ortaya çıkar ve bazen de komik görüntülere sahne olabilir.

3- Run Out: Sayı alma yolunun, iki vurucunun, karşılıklı kaleler arasında yer değiştirmesi olduğunu belirtmiştik. Bazen bu işlemin yapılması sırasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, kalelerden birinin boş kalmasına sebebiyet verir. Şayet fielding yapan takım kaleyi bozarsa(üç çubuğun üzerindeki çubukçukları havaya yükseltir veyahut çubuklardan birini devirirse) ve bunu yaptığı anda, vuruculardan herhangi biri, kalesinde değilse(bir ayağı veyahut sopası, kale çizgisinin içinde, yere temas etmiyorsa), kaleye en yakın oyuncu dışarı çıkar. En aptalca wicket kaybetme yollarından biri olarak kabul edilir.


4- LBW: Karmaşık wicket alma yöntemlerinden biridir. Açılımı Leg Before Wicket'tır. Vurucu oyuncu, topun kaleyi vurmasını vücuduyla engellerse, hakem oyuncunun dışarı çıkmasını isteyebilir. Yalnız bu durumun oluşmasını sağlayacak bir takım önkoşullar vardır. Öncelikle top, vurucunun offside(yani sağ elli vurucunun sağı, sol elli vurucunun solu)'ndan gelmelidir. Vurucu, topun yolunun kestiğinde, ilk çarpışma anı, kaleyi sınırlayan hayali çizginin içinde olmalıdıır. Bununla birlikte, hakem, topun -eğer yolu kesilmemiş olsa- mutlaka kaleyi devireceğinden emin olmalıdır. Genellikle tartışmaya sebebiyet veren bir karardır. Umarım yukarıdaki iki örnek anlamaya yardımcı olur.


5- Caught&Bowled:  Blogumuza adını veren wicket alma şeklidir. Atıcı oyuncunun, rakip vurucunun sopasıyla karşıladığı topu havada yakalaması halinde gerçekleşir. Bu durumda, vurucu oyundan çıkmak durumundadır. En spektaküler, izlemesi keyifli wicket alma yöntemlerinden biridir.


Nadir de olsa, şu aşağıdaki yollarla da wicketın düştüğü olur.

6- Hit Wicket:(Kaleyi devirmek)  Atışı bekleyen vurucu oyuncu, ekipmanıyla veyahut vücuduyla kendi kalesini bozarsa, devre dışı kalmış sayılır. Unutulmaz örneklerinden biri Pakistan'dan  Inzamam-ul-Haq'dan gelmiştir.

7- Topa İki Kez Vurmak Vurucu, bir atışta, topa sopasıyla ancak bir kez dokunabilir. Aksi halde oyun dışı kalacaktır.


8- Yol Kesmek Vurucular, kaleler arasında yer değiştirip koşu alırken, bazen bilinçli olarak rakip fielderların yolunu keserler. Veyahut birbirlerine top atmalarını engellerler Bunu yapmalarının sebebi, run-out tehlikesinden kurtulmak olabilir. Anlamayı kolaylaştırmak için yine Inzaman ağabeyimiz imdada yetişir.

9- Vurucunun Elle Teması Vurucu oyuncu, bilinçli şekilde, topa eliyle temas edemez. Oyuncunun eldiveni, sopanın bir parçası sayılır. Dolayısıyla, top eğer eldivene çarpar da havada yakalanırsa, oyuncu yine dışarıda kalır.

10- Oyunu Geciktirmek: Bir vurucu dışarıda kaldıktan sonra, yerine girecek yeni vurucu 3 dakika içerisinde kalesinin önüne geçmiş,  top karşılamaya hazır hale gelmek zorundadır. Bu sürenin aşılması durumunda oyun dışında kalır.

Kriket Skorlaması:Krikette skorlama, ilk bakışta karmaşık gelebilir. Örneğin 117/9 gibi bir ifade, ilk bakışta anlamsızdır. Taksim işaretinin solundaki 117, vurucu takımın elde ettiği koşu sayısını ifade eder. Sağ taraftaki 9'sa, atıcı takımın kaç wicket aldığını bizlere gösterir. Bu hesaba göre A takımı 117 koşu alırken, 9 wicket kaybetmiştir. Bunu söylerken, her takımın bir devrede 10 wicketı olduğunu hatırlatalım. Yani yukarıdaki örnek özelinde konuşursak,  atıcı takım bir wicket daha alarak devreyi tamamlayabilir.

Bir Kriket Maçı Nasıl İlerler?

Para atışı: Önce para atışı yapılır ve kaptanlarca, ilk olarak hangi takımın batting yapacağı, yani vurucu takım olacağı belirlenir. Para atışını kazanan takım, kendi oyun stratejisine göre fielding veya batting yapmayı tercih edebilir. Bu, tüm formatlarda ortaktır. Anlamayı kolaylaştırmak için, hayali bir A Takımı ve B takımı kuralım. Para atışını kazanan A Takımı, batting'i, yani vurucu takım olmayı seçmiş olsun.

İlk Devre: Burada, T20 formatı özelinde konuştuğumuzu belirtmek zorundayız. Daha önceden de belirttiğimiz gibi, bu formatta bir devre 20 overdan oluşur. İlk 6 overda, powerplay kuralı uygulanır.

Powerplay: Limitli over formatlarına(T20 ve ODI) renk katmak için uygulamaya konan bu kuralda, fielding yapan, yani sahayı savunan takımın, işini yapması zorlaştırılır. T20'de şöyle uygulanır:  Kriket sahası tekrar hatırlanacak olursa(bkz. Kriket Sahası), sarı bölgenin etrafındaki açık yeşil bölge, 30 yardlık iç saha alanıdır. Atıcı takım, 6 over boyunca, bu çemberin dışına yalnızca iki oyuncu yerleştirebilir. Bu da, elbette dış sahaya gidecek topların yakalanmasını veyahut çarçabuk atıcıya geri döndürülmesini zorlaştıracaktır. Vurucu takım için avantaj yaratan bir kuraldır.

Devre Sonu: Bir devrenin sonuna gelinmesi için ya 20 overın tamamlanması, ya da vurucu takımın 10 wicketını kaybetmesi gerekir. Hangisi daha erken olursa, devre öyle tamamlanır. Örneğimize geri dönelim ve A Takımı, 117/9'la devreyi tamamlamış olsun.Bu durumda, B Takımı'nın maçı kazanması için, bundan bir fazlasını yapması yeterlidir. Yani B Takımı'na, 118 koşu gereklidir.

İkinci Devre: Elbette ikinci devrede roller değişecektir; A Takımı fielding yaparken, B takımı batting'e geçmiştir. A Takımı, ilk devrede ürettiği 117 sayıyı korumak, B Takımı'nın bu sayıyı geçmesini engellemek için çalışmaktadır. B Takımı, 118'i bulduğu anda maçı kazanır. Eğer B Takımı 117'i bulamadan 20 over tamamlanmış vehayut tüm vurucularını yitirmişse mağlup olmuştur.

1. Durum:  Diyelim ki B Takımı, 16. overda 116'ya ulaşmış ve tüm vurucularını yitirmiş olsun. Böyle bir durumda, A Takımı maçı 1 koşuyla kazanmış sayılır. (117-116=1)

2. Durum:  Diyelim ki B takımı 17. overda 118'e ulaşmış ve 7 wicket kaybetmiş durumda olsun. Bu durumda skorları 118/7 olacaktır ve maçı kazanmış sayılacaklardır. Kriket skorlamasında bu, "B Takımı maçı 3 wicketla kazandı) olarak ifade edilir. Çünkü B Takımının 10(toplam wicket sayısı)-7(kaybedilen wicket sayısı)=3 wicket daha fazlası, yani kullanabileceği 3 vurucu daha fazlası vardır. Mesela 9 wicketla alınan bir galibiyet, fielding takımının başarısızlığını ifade eder.

3. Durum: Diyelim ki 20 over sona erdi ve B Takımı, tüm wicketlarını yitirmiş olmasına karşın 117'ye ulaşmış duruma geldi. Bu durumda, Superover denilen özel devre oynanır.

Superover:  Eşitlik bozmak için oynanan bu iki extra over için takımlar, 3 vurucu ve 1 atıcı seçerler. Yeniden gerçekleşen para atışından sonra hangi takımın ilk olarak batting ve bowling yapacağı belirlenir. Diyelim ki A takımı para atışını kazandı ve ilk olarak bowling yapmayı seçti. Bu durumda, B takımının vurucularına 6 top gönderecektir. Tabi Eğer üçünü de 4 topta oyun dışına gönderirse, yani 3 wicketı da alırsa, over zaten sona erer. Aksi takdirde, mümkün olduğu kadar az koşu verme niyetindedir. B Takımı, diyelim ki, superover'ı 19 koşuyla bitirmiş olsun. A takımı bu sayıyı geçemezse, maçı B takımı kazanmış sayılacaktır. Burada da eşitlik çıkması halinde daha çok 6 yapan takım kazanır.

Kriket Atış Tipleri 

Esasında, yukarıda verdiğimiz bilgiler, bir T20 maçını izlemek için gerekli temeli içeriyor ancak son bir ayrıntı olarak, biraz da kriketin en keyifli noktası, atış tipleri hakkında kısaca bilgi vermek gerekir diye düşünüyorum. Kriket oyunu, atış yapan oyuncuyla vurucu arasındaki düelloyu temel alır. Atış yapan(Bowler), hava koşullarını, zemini, kendi formunu ve rakip vurucunun haleti ruhiyesini göz önünde bulundurarak yapacağı atışı seçer. Temelde atışçılar, özellikle 3 ana alanda uzmanlık oluşturmuşlar ve özelleşmişlerdir.



1- Fast Bowling(Hızlı Atış):  Adı üzerinde, hızlı atışlar, wicket almanın iyi yollarından biridir. Topların hızı 140 km/s'e kadar varır. Vurucu, ne olduğunu anlamadan gerekli hamleyi yapamaz ve wicket düşer. Elbette 3-4 top hızlı, 1 top yavaş atmak, hız ve atış çizgisi değiştirmek, hızlı atıcıya büyük avantaj yaratacak bir meziyettir. Çünkü wicket alma işi, aslında karşısındaki batsman'ı psikolojik olarak yenmeye, yapacağı atış konusunda yanıltmaya bağlıdır çoğu zaman. Yukarıda, bir hızlı atış tipi olan swing bowling'i en iyi yapan isimlerden biri olarak kabul edilmiş Wasim Akram'dan bir derleme yer almaktadır.

2- Medium Pace(Orta Hızlı Atış): Hızlı atıcılar yoğun fiziksel emek harcarlar ve maç boyunca fit kalmak için diğer atıcıların da yardımına ihtiyaç duyarlar. Fakat orta hızlılar, asla bir dinlendirme aracı değildir. Özellikle hız değişimini çok iyi ayarlayabilen bu tarz atıcılar, çok kontrollü atışlar yaparak hem wicket alır, hem de rakibin koşu almasını engelleyebilecek yetiye sahiptirler. Hızlı atıcılar wicket alma/kontrolü elinde bulundurma dengesinde, ilk tarafa yakınken orta hızlılar, ikinci saydığımıza daha yakın oynarlar. Takımın atış ünitesinde dengeliyici unsur olarak yer alırlar.




3-Spin Bowling(Falsolu Atış): Bu atışların hızı, yukarıda saydıklarımıza göre çok daha yavaştır. Fakat bir çok oyuncu, falsolu atışçılara karşı topa girmekte zorlanır. Özellikle zemin ağırlaştıkça, top yerden fazla zıplamamaya başladıkça, yavaş atışlardan koşu çıkarmak zorlaşır. Rakibe fazla koşu vermemek falsolu atıcının hünerlerine bağlıdır; kimi zaman Shane Warne veyahut Murali Muralitharan gibi, sıklıkla wicket alan ve her atışı tehlike yaratan falsocular çıkabilir. Temelde spin bowling, kriket oyununa çok farklı bir boyut kazandırır ve falsolu atıcılar maç stratejisinde önemli bir rol oynarlar. Topun yerde sektikten sonra aldığı falsoya göre off break, leg break, googly, doosra gibi farklı falsolu atış tipleri mevcuttur.



22 Ağustos 2012 Çarşamba

Güney Afrika'nın Zafere Yürüyüşü - Bölüm 2, İngiltere Nasıl ve Neden Kaybetti?


2006 Ashes serisinden sonra krikette ciddi bir yeniden yapılanma gerekliliğini farkeden İngiltere Kriket Kurulu, öncelikle günlük performanslar veya medya baskısı nedeniyle oyuncu seçerek seriden seriye kadro kurmak yerine çekirdek bir kadro oluşturarak inandıkları oyunculara uzun süre şans verme ilkesini benimsediğinde takımın kaderi de değişti. Alastair Cook gibi kariyerine yavaş bir başlangıç yapan açılış vurucusundan dünya çapında bir oyuncu yaratılması, daha önce İngiltere sınırlarında  bile Test oyuncusu olarak düşünülmeyen Graeme Swann’ın son yılların en iyi ve etkili spin bowlerı olması hep bu ilkenin hayata geçirilmesi sayesinde oldu. James Anderson ve Stuart Broad gibi orta düzeyde hızlı atıcıların yanına Tim Bresnan, Steven Finn gibi hızlı atıcıların da eklenmesiyle bir birlik halinde çalışan hızlı atıcılar dünyanın en korkulan atıcı grunu olmayı başardılar. Jonathan Trott’un 3 numarada eşsiz performansı ve wicketkeeper Matt Prior’un önemli katkıları sayesinde yapbozun eksik parçalarının tamamlanması savaş sonrası İngiltere tarihinin en iyi kadrosunun ortaya çıkmasını sağladı. Öyle ki son 3 yılda Andrew Flintoff ve Paul Collingwood gibi oyuncularının emeklilik kararı alarak takımdan ayrılmalarına rağmen takımın dengesi sarsılmadı. Bu kadroyla ciddi rakiplerine karşı aldıkları ezici galibiyetlerle bir numaraya yükselen İngiltere’nin hükümdarlığını daha uzun süre sürdürmesine kesin gözüyle bakılıyordu.
Ne var ki yılın başında oynanan Pakistan serisi İngiltere  hakkında ciddi soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı.  İngiltere için fethedilmemiş son kale olarak kalan ‘subcontinent’ ülkelerine karşı (Hindistan, Pakistan, Sri Lanka ve Bangladeş) oynanan deplasman maçları, Pakistan’ın terör geçmişi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri’nde oynadığını düşünürsek, takımın gerçekten 1 numarayı hak edip etmediğinin ciddi bir göstergesi olacaktı. Bu psikolojiyle Pakistan karşısına çıkan İngiltere, belki de son 10 yılın en feci serisini geçirerek Pakistan’a 3-0 yenildi. Bu yenilgi sonrası özellikle İngiliz vurucuların kaliteli spin bowlinge karşı oynama ve hızlı atıcıların nisbeten ‘ölü’ tabir edilebilecek wicketlarda etkisiz kalmaları gelecekte yaşanabilecek problemlerin de habercisi oalrak yeterince algılanmadı ve yol kazası olarak görüldü. Her ne kadar Güney Afrika serisi öncesi West Indies karşısındaki etkili oyun sorunların üstünü biraz örtse de İngiltere, ev sahibi olmanın da avantajıyla maçın favorisi olarak görülebilirdi.
Güney Afrika serisi öncesi yapılan değerlendirmelerde İngiltere’nin hızlı atıcılarının fark yaratabileceği ve vurucularının da alışık oldukları wicketlarda iyi skorlar yapacağı ön görüsü daha ilk maçta çöktü. The Oval’da oynanan maçta ilk olarak vurucu olmayı seçen İngiltere, en az 450 yapabileceği bir zeminde Cook ve Trott’un iyi başlangıcının üzerine koyamadı ve 385’te kaldı. Güney Afrika ise ilk inninginde tarih yazarak 637/2’ye ulaştığında İngilizler gözlerine inanamadı. Uzun yıllardır bu kadar etkisiz bir İngiltere atıcı performansının faturası çok ağır oldu ve İngiltere ikinci inninginde maçı kurtarmayı başaramayarak 240’ta tüm vurucularını kaybetti ve 1-0 geriye düştü.
Bu kadar yüksek profilli serilerde ilk maç genellikle serinin gidişatı için belirleyici bir faktördür. Bu maç sonrasında İngitere ciddi bir strateji değişikliğine gitti ve ilk maçtakinden farklı olarak 4 hızlı atıcıyla Leeds’teki maçta oynamayı tercih etti. Uzun süre sonra tekrar takıma dönen Ravi Bopara’nın ilk maçtaki facia oyunundan sonra James Taylor’ın takıma çağırılması önemli bir değişiklik yaratmazken Güney Afrika’nın 20 wicketını almayı yine başaramayan İngiltere beraberliğe razı olmak zorunda kaldı.
Son maç öncesi hazırlıklara damga vuran olay ise Kevin Pietersen’în kadrodan çıkarılması oldu (yaşanan olaylar bir komedi-drama filmine konu olacak kadar ilginçti). Bunun sonucuna mutlak kazanılması gereken Lord’daki 3. Test maçı da olayların gölgsinde başladı. Eski günlerini hatırlatan bir performansla oyuna başlayan İngiliz hızlı atıcılar Güney Afrika’yı ilk günün ilk 2 seansında zorlasalar da öldürücü darbeyi indiremediler ve toparlanan Güney Afrika, kalitesini ortaya koyarak maçı ve seriyi kazandı. Bu yenilgi 2008’den beri İngiltere’nin evinde kaybettiği ilk seri olma özelliğini de taşıyordu.
İngiltere’nin başarısızlığındaki faktörleri irdelemek gerekirse ilk sıraya açılış vurucuları Andrew Strauss ve Alastair Cook’un serinin genelinde başarısız performanslarını koymalıyız. İkilinin oluşturduğu platformun üstüne Trott, Pietersen ve Bell’in inanılmaz katkıları sayesinde galibiyete kolayca ulaşan İngiltere’nin bu sefer tekleyen bir motor gibi çalışması, orta sıra vuucularının da baskıyla karşılaşmalarına yol açtı ve istenen yüksek skorların yakalanmasını zorlaştırdı. İkinci faktör olarak hızlı atıcıların etkisizliği göze çarptı. Çok iyi falso yakalayabilen Anderson, Bresnan ve Broad üçlüsünün güçlerini ortaya koyamamaları Güney Afrika’nın işini oldukça kolaylaştırdı. Üçüncü dikkat çeken faktör de İngiltere’nin atıcı takım olduğu dönemlerde alan oyuncularının düşürdüğü topların sayısının fazlalığıdı. Bu sayede yeniden hayat bulan Güney Afrika vurucuları cezayı kesmeyi ihmal etmediler.
Son olarak İngiltere’nin bu yenilgiyle bir anda sıradan bir takım olmadığını unutmamakta fayda var. Halen genç sayılabilecek bir kadroları ve tehlikeli oyuncuları olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli. Ancak bugün James Anderson’ın da belirttiği gibi bu yenilgi çok ciddi bir uyanış çağrısıdır ve gerekli önlemler mutlaka alınacaktır. 2013 Ashes serisine odaklanacak olan İngiltere için çıkarılacak dersler de ilerisi için önemli olacaktır.  

21 Ağustos 2012 Salı

Güney Afrika'nın Zafere Yürüyüşü - Bölüm 1



1. Test, The Oval, Londra, 19-23 Temmuz
İngiltere 385 & 240, Güney Afrika 637/2d
Güney Afrika 1 inning ve 12 koşuyla kazandı
2. Test, Headingley, Leeds, 02-06 Ağustos
Güney Afrika 419 & 258/9d, İngiltere 425 & 130/4
Maç beraberlikle sonuçlandı
3. Test, Lord’s, Londra, 16-20 Ağustos
Güney Afrika 309 & 351, İngiltere 315 & 294
Güney Afrika 51 koşuyla kazandı

Dünyada test kriketinin 1 numarasının belirleneceği bu önemli seriyi Güney Afrika 2-0 kazanarak İngiltere’nin son 1 yıldır elinde bulundurduğu ünvanı ele geçirdi. İki bölümlük bu yazı dizisinde önce her 2 takımın zirve için yaptıkları mücadeleyi kısaca özetledikten sonra ikinci bölümde İngiltere’nin neden kaybettiğini ve Güney Afrika’nın nasıl kazandığını tartışacağız.
Avustralya’da Kasım 2010-Ocak 2011 arasında oynanan Ashes serisini 3-1 kazanan İngiltere, Test sıralamasında zirveye çıkmak  için gün saymaya başladı. Uzun yıllar sonra oturmuş bir kadroya kavuşan ve her departmanı tıkır tıkır işleyen İngiltere için hedef Hindistan ile oynanacak seriydi. Öncesinde oynanan Sri Lanka serisini, ilk maçta Sri Lanka’nın mucizevi şekilde son gün yıkılması sayesinde kazandığı galibiyetle 1-0 kazanan (diğer 2 maç beraberlikle sonuçlandı) İngiltere, Hindistan serisine tam hazır bir biçimde girmek amacına ulaştı. Bir numarayı o zamana kadar elinde tutan Hindistan ise orta sıra vurucuları üzerine başlayan tartışma ve açılış vurucusu Virender Sehwag’ın sakatlığı nedeniyle zor günler geçiriyordu. Bir de bunun üzerine ilk maçta en etkili hızlı atıcıları Zaheer Khan’ın sakatlanması, Hindistan’ın mücadele gücünü iyice kırdı ve ev sahibi İngiltere, rakibini farklı galibiyetlerle bozguna uğratarak 4 maçlık seriyi 4-0 kazandı ve hak ettiği 1 numaraya yükseldi. Hindistan galibiyetinin ve 1 numaraya ulaşmanın verdiği olumlu havayla Pakistan karşısında bir sonraki seride İngiltere, tarihinin en ağır yenilgilerinden birine uğrayarak 3 maçlık seriyi 3-0 kaybedince rüzgar bir anda tersine döndü. Takip eden seride Sri Lanka’da 3 maçlık seriyi berabere kapatan İngiltere’nin tahtı Güney Afrika tarafından tehdit altında olsa da rakibinin bir numaraya yükselme şansını tepmesiyle İngiltere ünvanını korumayı başardı. Gerçek bir numarayı belirleyecek İngiltere-Güney Afrika serisi öncesi evinde üç maçlık West Indies serisini fazla zorlanmadan 2-0 kazanan İngiltere artık devlerin savaşına hazırdı.
İyi bir kadroya sahip olan ve özellikle hızlı atıcılarıyla rakiplerinin başını yıllardır ağrıtan Güney Afrika ise her zaman zorlu bir rakip olmasına rağmen ilginç sayılabilecek bir sıkıntıya sahipti. Takım 2008-2009 sezonunda Bangladeş serisinden beri evinde hiçbir seriyi galip bitirememişti. Aralık 2011-Ocak 2012’de Sri Lanka ile evinde oynadığı 3 maçlık seriyi 2-1 kazanana kadar 3 yıllık sürede Avustralya’ya bir kez yenilen, İngiltere, Hindistan ve yine Avustralya ile berabere kalan Güney Afrika, şeytanın bacağını kırdıktan sonra Mart 2012’de Yeni Zelanda ile oynadığı Test serisinde zirveye yerleşme şansını yakaladı. Yeni Zelanda için çok geç sayılabilecek Mart ayında oynanan seriyi 3-0 kazanması gereken Güney Afrika, havanın maçların tamamlanmasına izin vermemesi ve ev sahibinin dirençli oyunu nedeniyle seriyi ancak 1-0 kazanabildi ve 1 numara için İngiltere’ye ‘şah’ çekebilmek için deplasmanda oynayacağı seriyi beklemek zorunda kaldı.

10 Temmuz 2012 Salı

Kiliseye Adanan Kriket Sopası



Hadi beyler, ben Cuma’ya kaçtım
Zimbabwe  ve kriketinin ne kadar inişli çıkışlı, fırtınalı bir tarihe sahip olduğunu herkes az çok bilir. Bilmeyenler varsa, Okcan Basat’ın şu ve şuradaki  iki güzel yazıda mükemmel şekilde özetlediği gibidir.
Bununla birlikte, yine Okcan Basat’tan ödünç aldığım bir hikayeyi aktarmam gerekirse, Mark Vermeulen gibi raporlu ve ülke kriket kuruluna kızıp, binasını kundaklamaya kalkmış bir figürü de barındırır tarihinde.
Bu sefer karşıma gelen kısa hikaye, buna nazaran biraz daha normal gözüküyor. Dindar kardeşimiz Tatenda Taibu’nun hikayesi bu.
2000′den itibaren ülke içindeki  beyazlara karşı negatif yaklaşımını iyice sertleştiren Mugabe rejimine karşı kriket, beyazlar için bir direniş noktası olmuştu.  Ne var ki beyaz kaptan Heath Streak görevinden alelacele görevden alındı ve  20 yaşındaki Taibu, bu zor göreve layık görüldü.  Ülke tarihinin bu ilk siyahi ve  en genç kriket kaptanı, daha o günlerde psikolojik olarak yıpranmaya başlamıştı. Krikette kaptanlık, koçluk gibi bir şeydir, başka hiçbir spordaki kaptanlığa benzemez. Saha içinde olan biten her şeyden, çoğunlukla kaptan sorumludur. Bununla birlikte, kriketin içine bol bol siyasetin, sıklıkla karıştığı bir ülkede ulusal takımın kaptanı olmak, hayal edilemeyecek kadar zorlayıcı bir görev olsa gerek.
Ülkedeki baskıcı ve ayrımcı rejime lanet okuyan Taibu, ailesine yönelen  tehditlere  ve medya baskısına dayanamayarak ülkeyi terk etme kararı alır. 2005 ve  2007 yılları arasında Namibia vatandaşlığına geçerek oranın kaptanlığını yapar. Muhtemelen amacı, bir şekilde Güney Afrika vatandaşlığına ulaşıp ailesini, geleceğini kurtarmaktır.
Fakat toparlanmaya çalışan Zimbabwe kriketi, Taibu’dan kolay kolay vazgeçemez. Yetenekli oyuncu, hem takımın lider batsmanı(beyzbolda, elinde sopa olan adam), hem de wicketkeeper’ıdır. Kaleci olarak eksik çevirebildiğimiz bu oyun rolü, maç kazanmak için son derece önemli bir noktada durur. Kısacası uluslararası imajı batmış olan ülkenin, ulusal gururu yeniden ayağa kaldırmaya ihtiyacı vardır ve bu iş için en kolay yol ülke milli sporcu krikettir. Bu nedenle de Taibu’ya sırt çevrilmesi mümkün değildir.
Velhasıl, zamanında “geleceğin yıldızı” olarak büyük beklentilerle işe başlayan Taibu yeniden milli takımlara döner. Önce Tek Günlük formatında maçlar oynar, sonra da Test takımına geri çağırılır. Ülke kriket kuruluyla sürekli tartıştığı  bu geri dönüşte, hiç de fena katkılar yapmaz, her maç istikrarlı olarak en az 50 koşuyu tamamlar.
Ne var ki dün, Taibu, son wicketını aldığını açıklamıştır. “Tanrı’nın çağrısına” kulak verdiğini duyurmuş, artık kendisini dine adayacağını söylemiştir. Elbette Taibu, kendisini ruhani sebeplerle emekliye ayıran ne ilk, ne de son oyuncu olacaktır. 98 Dünya Kupası’nda Arjantin kalesini koruyan ancak Dennis Bergkamp’a teslim olan, yine, Mallorca’nın en başarılı günlerinden de anımsanancak Carlos Roa, dini vecibelerine ağırlık vermek için 30 yaşında futbolu bırakmıştı. Mensup olduğu tarikat, 2000′de dünyanın sonunun geleceğine inandığı için, o da sözleşmesini uzatmamış, sonra da mecbur geri dönmüş ancak eski formunu bir türlü yakalayamamıştı.
Elbette Taibu’nun vedasını %100 inancına da bağlamak çok yanlış olur. Belki entrikadan sıkılmış ancak “Artık canım istemiyor.” deyip de vatan haini olmamak için “Kendimi Kilise’ye adadım.” diyerek eleştirileri bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Biz Taibu’yu Eylül Ayı’ndaki T20 Dünya Kupası’nda, Eurosport2 ekranlarında izlemeyi umuyorduk; belki tribünde mum yakmış, dua eder  vaziyette görürüz.
Noktalarken yazıyı,  misyonerliğin çok yaygın olduğu Afrika’da,  Kenya’nın Atatürk’ü sayılan Jomo Kenyatta’nın  şu ünlü sözü  düşünüyorum: “Beyaz adam buraya gelirken elinde bir incil vardı; bizse toprakların sahibiydik. Sonra  İncil bizim elimizde kaldı, fakat topraklar beyaz adama geçti.”

18 Mayıs 2012 Cuma

İngiltere-West Indies 1. Test, Lord's Oval

1. Gün 


Stuart Broad  İlk Günün Yıldızıydı




Para atışını kazanan İngiltere'nin seçimi, hava koşullarını göz önünde bulundurunca, ilk olarak atış yapmaya gelen takım olmak yönündeydi ve mantıklı gözüktü. Sonraları, kararın semerelerini almak için fazla beklemeyeceklerdi.

İlk olarak hızlı atışlarında swing kullanan Jimmy Anderson, yine West Indies'in bir türlü verim alamadığı açılış vurucularını kolayca avladı. West Indies'in bilançosu ağır oldu: 2 wicketa karşı 32 koşu alabildiler.

Bundan sonraki bölüm, biraz Tim Bresnan'ın atışlarından faydalanan Adrian Barath'ın izleyicileri heyecanlandırmasıyla geçti. Darren Bravo'yla iyi bir ortaklık yakalayan Barath, nihayet bir 50'ye ulaşacak mıydı derken Stuart Broad'ın bir atışında yine fazlaca dikkatsiz davranınca 42'de kaldı.

Bu wicketın kaybından sonra West Indies, en büyük kozunu, erken bir bölümde oyuna sokmak zorunda kaldı: Shiv Chanderpaul. G. Swann'ın falsosuna karşı tecrübesini konuşturan Shiv, yine West Indies'in en büyük direnişini temsil etti. Alt sıra vurucularını, Broad'ın toplara kazandırdığı 'seam movement' la deviren İngiltere, ilk günün mutlak galibi oldu.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 (Chanderpaul 87*, Broad 6-72) 



2. Gün:

Strauss 121'le moral buldu

2. Gün tam anlamıyla Andrew Strauss'un günü oldu. Kendi evinde, özellikle spin sayesinde bir nebze zorluk çıkarabilen West Indies, hızlı atışlarda varyasyonu bulunmayan atıcılara sahip olması nedeniyle evsahibine ciddi bir korku dahi yaşatamadı. Uzun süredir formsuz gözüken ve tartışılan bir oyuncu haline gelen kaptan Andrew Strauss 121 yaptı ve aradığı morali buldu.

Ne var ki İngiltere, gücüne denk olmayan rakibine karşı iki tane önemli vurucusunun 50'yi görememesine üzüldü. Bunlardan ilki Alastair Cook, diğeri de Kevin Pietersen'dı. Zaten Pietersen kendi hatası yüzünden çıktığında durum 244/3'e gelmişti.  İngiltere elde 7 wicketla, günü 259'da bitirdi.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 (Chanderpaul 87*, Broad 7-72)  İngiltere 259/3(Strauss 121*, -Trott 58)


3. Gün: 


Chanderpaul, yine West Indies'i sırtladı




Nihayet West Indies'in maçtaki varlığını hissettirebildiği bir gün geride kaldı. Strauss'un bir gün önceki şovu, artık geride kalmıştı ve bugün hızlı atışlarda daha başarılı olan West Indies, İngiltere'nin orta ve alt sıra vurucularından beklenmedik bir hızla kurtuldu. Bu çöküş sırasında kışı sakatlıktan kurtulmayla geçiren Ian Bell, takımın direksiyonda kalmasını sağladı.  Yemek arasına, yani ilk seansın sonuna 371 gibi aslında sevinmeyeceği bir skorla giden evsahibi, dönüşte de gününde olmadığını kanıtladı. West Indies'le ilk defa test maçına çıkan Shannon Gabriel'in de ilk wicketıyla tanışmasının ardından West Indies, İngiltere'yi 398'de sınırlayarak ilk devredeki zahiyatını 145 koşu olarak belirledi. Ne var ki Karayiplerden gelen kriketçiler, ikinci defa geldikleri batting'de "döküldüler." 35 koşu alana kadar kaybedilen 4 wicket, büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Testlerin şuanki bir numarası, Shivnarine Chanderpaul bir kez daha İngiltere'nin karşısında durabilen tek adam oldu. Kısa sürede devreyi toparlayarak West Indies'ın takibini başlattı. Fakat arkadaşlarından ne derece yardım görebileceği meçhul.

Gün Sonu Özeti: West Indies 243/9 & 120/4 (Chanderpaul 87*, Broad 7-72& Chanderpaul 34*) İngiltere 371(Strauss 122, Bell 61, Gabriel 3-60)


4. ve 5. Günler: 


Roach'ın iki wicketı, İngilizleri korkuttu




West Indies'in iyiden iyiye maçı kazanmak adına umutlandığı bir perioyodun da yaşandığı iki gün sonunda gülen taraf, eldeki 5 wicketla kazanan İngiltere oldu.

Bir önceki günden kalan, Chanderpaul kabusundan bir türlü uyanamayan İngilizler, 4. gün de duruma çözüm getiremediler. Chanderpaul'dan esinlenen başta Marlon Samuels olmak üzere, Denesh Ramdin ve hatta kaptan Darren Sammy  gibi vurucular da bir adım öne çıkarak West Indies'in dördüncü günün son 20 dakikasına girilirken 345'e ulaşmasını sağladılar. İngiltere'nin galibiyet için 217'ye koşuya ulaşması gerekiyordu. Özellike Broad'ın dışında Jimmy Anderson'un ve Tim Bresnan'ın, havaya giren West Indies karşısında etkisiz kalması dikkat çekiciydi. Daha da kötüsü, son seansın bitimine kısa bir süre kala, ikinci devreye başlamak zorunda kalmışlardı. Bir takım için, zorluk çıkarıcı bir durumdur; çünkü rakibinizin kaybedeceği bir şey yoksa, tüm gücüyle ani wicketlar için saldıracaktır.
Nitekim böyle oldu ve wicketları hedefleyen ve agresif atışların adamı Kemar Roach, hem A. Strauss'u, hem de gece bekçisi Jimmy Anderson'ı avlayarak rakibin 10/2'de kalmasını sağladı. West Indies, 4. günü umutla bitirmişti.

Son gün, İngiltere'nin galibiyet için 191 koşuya ihtiyacı vardı. Normal şartlarda, özellikle Roach-Edwards ikilisinden gelecek saldırgan topları kayıpsız atlattılar mı, bu işin üstesinden gelmeleri zor değildi ve görev için biçilmiş kaftan da Alastair Cook'tu. Cook, Jonahtan Trott ve Kevin Pietersen gibi çok sayı kazanmayı umduuğu iki vurucusunu bir anda kaybederek 57/4'te kalan ve paniklemeye çok yaklaşan İngiltere takımına sakinlik kazandırarak galibiyet için gerekli koşuları almasını sağlayan adamların başında geldi.

Cook, kriz anında sakin kalıp takımı zafere taşıdı

Oyun içinde istikrardan uzak olması en zayıf yönü gibi gözüken West Indies, üst üste kazandığı wicketlardan sonra Karayipli Ruhu'nu yakalamış ve tarihi bir zafere o kadar da uzak olmadığını düşünürcesine çılgınca eğlenmeye başlamışken, karşısında Ian Bell'i buldu. Bir önceki devrede de, West Indies'in hevesini kıran Bell, Cook'la beraber yaptığı 5. wicket savunması sayesinde takımı galibiyete ulaştıran adamlardan ikincisi oldu.

Falsolu atıcı olmaksızın oynayan West Indies, İngiltere'ye öldürücü darbeyi yapmadan önce uyutacak bir oyuncuya sahip olmadığı için kaybetti. Özellikle Marlon Saumels'in kötü bir gününde olması da bunda önemli bir faktör oldu.

Maç Özeti: İngiltere 5 wicket farkla kazandı.

İngiltere 398&192/5(Cook 79, Bell 63*, Roach 3-60) & West Indies 243/9&345(Chanderpaul 91, Samuels 86, Broad 4-93)


Seri: İngiltere 1-0 West Indies (3 maç üzerinden)


foto: guardian.co.uk
        telegraph.co.uk
       topnews.in

24 Nisan 2012 Salı

West Indies-Avustralya 3. Test, Dominika

Shane Shillingford




1. Gün: Serinin üçüncü maçı, güneşli bir havada başladı. Para atışını kazanan M Clarke devreyi battingle açmaya karar verdi. West Indies takımındaki tek değişiklik, sakatlığı geçen Ravi Rampaul'un, Fidel Edwards yerine hızlı atıcılar arasına alınması oldu. Avustralya'ysa bu maçta Mitchell Starc-Ryan Harris ikilisini yeniden devreye soktu. Harris, sakatlanan James Pattinson'ın yerine oynarken; Beer- Starc değişikliği takımın tek uzman spinnerla oynayacağını haber veriyordu: Nathan Lyon.

West Indies, ilk seansın bitimi olan yemek arasına kadar bir tek Ed Cowan'ın wicketını alabildi. Rampaul yeniden Testlere merhaba derken eleştirilmeye başlanan Cowan, ilk overın sonunu göremedi. Bundan sonra son derece temkinli oynamaya başlayan David Warner-Shane Watson ikilisi takımı öğle arasına kadar 69/1'e getirdi. Bu, çok yüksek bir skor sayılmazdı.

Yemek arasından sonra Darren Sammy, biraz daha yavaş atışlara ve falsoya ağırlık verdi. Kaptan, önce bizzat kendisi Shane Watson'ı oyun dışına göndererek başlarda düşürdüğü topu telafi etti. Ardından bir önceki maçın yıldızı Shane Shillinford  devreye girdi ve David Warner'ı çıkardı. Warner yine de Test kariyerindeki ilk 50'sini yapmayı başarmıştı. Çay arasına 136/3'le gidilmesi, West Indies'i rakibi iyi baskıladığını gösteriyordu. Uzun boylu offspinner, son seansta da durmadı; maçtaki  ikinci hedefi, yine 50'yi bulamayan Ricky Ponting oldu. Ancak  23 koşu yapan  Ponting, Test tarihinin en fazla sayı üreten ikinci adamı olmayı başardı. Avustralya eski kaptanı unvanı, geçtiğimiz günlerde test kariyerine son veren Rahul Dravid'den aldı. Maça dönecek olursak; kaptan Micheal Clarke ve Micheal Hussey de fazla katkı yapamadan Shillingford rüzgarıyla kendilerini pavilyonda buldular. Durum bir anda 164/6'ya geldi. Çiçeği burnunda wicketkeeper Matthew Wade, işleri biraz yoluna koymadı başardı ve bu seride ilk kez görev alan Mitchell Starc'la birlikte takımı kısa bir sürede 212/7'ye taşımayabildiler. Devre, şu ana dek Avustralya'nın serideki en kötü devresi oldu desek yeridir.

1. Gün Özeti: Avustralya 212/7(Warner 50, Wade 22*, Shillingford 4-77)


Matthew Wade 



2.Gün: Dün kapanış seansında avantaj yakalayan West Indies için bugün rüzgar tersine döndü ve tecrübesiz olarak nitelenen batsman ekibi yine çöktü. İlk darbe, sabah seansında geldi. Dün hızlı biçimde takımı ayağa kaldırıp 212'ye getiren Matthew Wade bugün de 100'ü aşarak ilk seans sonunda Avustralya'yı 328'e getirmeyi başardı.  Dünün yıldızı Shane Shillinford, Wade'e epey bir koşu verse de ilk devreyi 6 wicketlık bir performansla tamamladı.

İkinci seansta batsman rolüne geçen West Indies, yine umduğunu bulamadı. Avustralya hızlı atıcılarından yine devrenin başında Braitwaite'den hızlı bir biçimde kurtulmayı başardı. 4 farklı atıcı, Hilfenhaus, Watson, Lyon ve Harris'i de erken şekilde oyuna sokan Clarke, Nathan Lyon'dan umduğu çıkışı yakaladı. Sağ elli offspinner, Adrian Barath'a yeni bir hayal kırıklığı daha yaşattırdı ve West Indies'i 61/2'de tuttu. Bu, önemli bir andı çünkü hemen ardından bir başka yavaş atıcı David Warner'ın wicketıyla Avustralya düzlüğe çıktı. Yukarıda bahsettiğimiz çöküş, son seansta yaşandı. Tıpk dün olduğu gibi, iyice yavaşlayan zeminde West Indies kadrosu, Chanderpaul dışındaki tüm iyi batsmanlarını kaybetti. 165/8'lik skor; rakip karşısında, ilk devre karşılaştırıldığında çok geride kalacaklarını gösteriyor.

2. Gün Özeti: Avustralya 328(Wade 106, Shillingford 6-119) West Indies 165/8(Chanderpaul 40*, Lyon 3-49)



Ed Cowan 




3.Gün: Gün, Ponting ve Cowan'ın rahat nefes aldığı ve işlerin Avustralya lehinde ilerlediği gün oldu. Sabah seansında, Chanderpaul'un beklendik direnişine Ravi Rampaul da katıldı ve West Indies, yeniden battinge geçmek için kalan 2 wicketı temizlemekle meşgul olan Avustralya'yı 1 buçuk saat boyunca uğraştırdı. Düzeni bozan yine Nathan Lyon oldu ve arkası çorap söküğü gibi geldi. West Indies, devreyi 218'le kapattı ancak Avustralya, seans arasına gitmeden önce 4 overlık bir bölüm oynamak zorunda kaldı. O küçük kısımda da Roach'a piyango vurdu ve David Warner'ı avladılar. Kaptan Darren Sammy, yemek arasından dönüşte Shillingford'u yeniden atışlara gönderdi ve offspinner Shane Watson'ı da çıkarınca Dominika'daki kalabalığı keyiflendirdi. Son maçlarda olduğu gibi Ponting, Cowan ve Clarke'dan da fazla sayı yemeden kurtulabilinirse, West Indies yeniden avantaj yakalayabilecekti. Fakat olmadı..Ponting-Cowan ikilisi takımı 25/2'den alıp, 2. seansın sonunda 94/2'ye getirdiler. Sammy belki bu seansta, belki Deonarine'in falsolu atışlarından biraz daha fazla yararlanabilirdi ancak belki de  ikilinin epey 4 bulması, onu bu karardan uzaklaştırdı. Onun sırası son overda geldi ve Sammy'nin güzel yakalayaşından da yardım alarak Cowan'ı çıkardı. Ponting bir süre daha dayanıp, Avustralya adına farkın 300'e çıkmasını sağladı. Ardından Ponting-Clarke ve Wade üst üste çıktılar.   Ekibin maçı kazanma şansını artıracak şans gelmişti fakat tam anlamıyla değerlendirilemedi. Yarın Micheal Hussey'den en az bir 50 gelmesi halinde Clarke'ın son seansta skoru deklare etmekte çok tereddüt etmeyeceğini düşünebiliriz.İbre, halen Avustralya'dan yana .


3.Gün Özeti: Avustralya 212/7(Wade 106, Shillingford 6-119)&200/6(Ponting 57, Cowan 55, Deonarine 2-28) West Indies 218(Chanderpaul 68, Lyon 4-69)


4. ve 5. Günler: 4. gün pek de beklendiği gibi başlamadı. Özellikle M. Hussey'nin fazla koşu kaydedemeden çıkması West Indies'e galibiyet umudunu getirdi. Fakat Mitchell Starc-Nathan Lyon-Ryan Harris gibi alt sıra vurucularından  yine kolayca kurtulamamışlardı ve takip etmeleri gereken koşu 370'e kadar çıkmıştı. Üstüne üstük, Avustralya'da M Clarke, 4. atışlara geldiği kısa periodda Chanderpaul'unki de dahil olmak üzere 3 wicket birden alınca West Indies'in işi zora girdi. Adrian Barath yine sayı kaydedemeden çıkarken "Bu adam ne zaman oynayacak?" sorusunu bir kez daha sordu. Yine de 173/5, galibiyet çıkaramayacakları bir skor değildi. Son günde Darren Sammy, bir arada adeta bir T20 hızıyla aldığı koşularla Dominika'daki izleyicileri galibiyet için heyecanlandırdı ancak rüyayı yarıda bıraktıran oyuncu, Nathan Lyon oldu. Lyon-Clarke ikilisi, yavaş atışçıların damga vurduğu serinin son maçında toplam 20 wicketın 12'sini almayı başardı. West Indies'in zorlayıp zorlayıp hevesinin kursağında seriler olarak hatırlanacak bu Testleri Avustralya 2-0'lık galibiyetle kapattı. West Indies'in serilerden en büüyk kazanımı Shane Shillingford oldu; Avustralya'ysa Matthew Wade'i Test takımına ısındırdı.

Test Özeti: Avustralya 212/7(Wade 106, Shillingford 6-119)&200/6(Ponting 57, Cowan 55, Deonarine 2-28) West Indies 218(Chanderpaul 68, Lyon 4-69)&294(Chanderpaul 69, Sammy 61, Clarke 5-86) 


Avustralya 75 koşu farkla kazandı ve serileri 2-0'lık galibiyetle noktaladı. 




fotokaynak: theaustralian.com.au
guardian.co.uk